﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sami Efendi İlim ve Kültür Yardımlaşma Vakfı</title>
	<atom:link href="http://www.samiefendi.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.samiefendi.org</link>
	<description>Hayır sahiplerinden ihtiyaç sahiplerine köprü olmak...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 06:26:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Zorluğa Karşı Sabır</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/05/18/zorluga-karsi-sabir/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/05/18/zorluga-karsi-sabir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 06:26:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=573</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ buyuruyor: “Sor, İsrail oğullarına, onlara nice açık âyetler verdik. Allah’ın nimetini, geldikden sonra kim onu tebdil ederse (yani küfrederek nimetin tebdîline sebeb olursa) ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ buyuruyor: <em>“Sor, İsrail oğullarına, onlara nice açık âyetler verdik. Allah’ın nimetini, geldikden sonra kim onu tebdil </em>ederse (yani küfrederek nimetin tebdîline sebeb olursa)<em> bilsin ki Allah muhakkak azâbı pek çetin olandır.</em></p>
<p><em>Küfredenlere dünya hayatı pek süslü gösterildi. İman edenleri maskara etmek istiyorlar. Halbuki Allah’a itaat edip O’nun vikayesine girenler kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah kimi dilerse ona hesabsız rızık verir.</em></p>
<p><em>İnsanlar bir tek ümmettirler. Allah da nebilerini müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onların beraberinde hak uğruna kitabı da indirdi ki her bir nebi insanların ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hükmetsin. Halbuki kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra birbirlerine karşı olan ihtiras ve hasedden dolayı ihtilafa düşenler kendilerine bundan önce kitap verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri kendi iradesiyle üzerinde ihtilafa düştükleri hakka ulaştırdı. Allah kimi dilerse onu doğru yola iletir.</em></p>
<p><em>Ey mü’minler yoksa siz, sizden evvel geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar ve sıkıntılar gelep çattı ve öyle sarsıldılar ki hatta peygamberleri, beraberindeki iman edenlerle birlikte: “Ne zaman Allah’ın yardımı?!” der oldular. Biliniz ki Allah’ın yardımı yakındır muhakkak.”</em></p>
<p>* * *</p>
<p>Gözlerine dünya hayatı süslü gösterilenler Abdullah bin Mes’ud, Ammar bin Yâsir, Süheyb bin Sinan, Hubeb bin Adiyy, Bilal bin Rebah el-Habeşi gibi mü’minleri alaya almaya başladılar. Bunları “beyinsiz” addederek istihkar ederler ve: “Şu zavallılar dünya lezzetlerini terk ettiler, türlü ibadetlerle de kendilerine eziyet veriyorlar, rahatlarından oluyorlar.” derlerdi.</p>
<p><strong>Habbab İbni Eret</strong> -radıyallahu anh- söylüyor: Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e, müşriklerin elinden çektiğimiz sıkıntılardan ve işkencelerden şikayet ettik. Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdular.</p>
<p><em>“Sizden evvelki ümmetlerden öyleleri vardır ki, azap ve işkencenin sayısız şeklini gördükleri halde bu onları dinlerinden döndüremiyordu. Hatta insanı alıp başından aşağıya testere ile keserek işkence ile öldürüyorlar, diğer birini demirden taraklarla tarıyorlar, iliklerine varıncaya kadar sızlatıyolardı da, bu onu dininden vazgeçiremiyordu. Allah’a yemin ederek söylüyorum ki, Allah bu işi tamamlayacak, sizden herhangi biriniz San’â’dan Hadramut’a kadar Allah’tan gayri kimseden korkmayarak, sürü sahibi kurttan endişe etmeyerek gönül rahatlığıyla sefer edebilecek. Fakat siz ecele ediyorsunuz.”</em></p>
<p>İşte her ümmet başlarına gelen sıkıntılardan, işkencelerden daraldılar, bunaldılar. “Daha ne zaman Allah’ın nusratı?” dediler. Bu hal Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-‘e Mekke Fethi’nden evvel geldi. Ahzab Günü’nde (Hendek Harbi’nde) de aynı şekilde bunaldılar.</p>
<p>Allah Teâlâ bir fırtına ve görünmeyen ordular gönderdi ve küffarı hezimete uğrattı.</p>
<p>Hendek Günü’nde müslümanların çektiği sıkıntıyı bizzat Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-‘de çekti. Şiddetli sıkıntı, şiddetli soğuk, ezânın ve cefânın envâı netice de “yürekleri ağızlara geldi.”</p>
<p>Eğer bugünün insanları o gün ki müslümanların ma’ruz kaldığı yahudilerden gördükleri düşmanlığı, münafıkların türlü ihânetlerini, müslümanların bunları bertaraf etmek için dört yana davrandıklarını. Medîne’ye hicret ettikleri ilk günleri, Bedir’e hazırlık zamanlarını ve Uhud’u bir görselerdi onlara kâfi ders olurdu.</p>
<p><strong>Fesadın </strong></p>
<p><strong>Altı Kaynağı</strong></p>
<p><strong>Zü’n-Nûn-i Mısrî der ki:</strong></p>
<p>İnsanlar arasında fesad altı şeyden girmiştir:</p>
<p>1- Ahiret ameline karşı niyyet zayıflığı,</p>
<p>2- Bedenlerinin şehvetleri elinde rehin olması,</p>
<p>3- Ecelin her an gelebilme ihtimaline rağmen tûl-i emeli bırakmamaları,</p>
<p>4- Mahlûkların rızâsını Hâlıkın rızâsına tercih etmeleri,</p>
<p>5- Hevâ ve heveslerine uyup nebilerinin sünnetini terk edip arkalarına atmaları,</p>
<p>6- Selefin zelle kabilinden olan hatalarını hüccet edinip onların asıl örnek alınacak menakıbını terk etmeleri, ahlaklarını örnek almamalarıdır.</p>
<p>Heva, şehvet ve bid’atın yok olması, kitap ve sünnetle amel sevgisinin kalblerde iyice yerleşmesi için, akıllı insanın nefis ve tabiata karşı mücâhede etmesi gereklidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/05/18/zorluga-karsi-sabir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ümmete Müjdeler</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/05/12/ummete-mujdeler/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/05/12/ummete-mujdeler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 May 2012 06:25:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=571</guid>
		<description><![CDATA[Cenâb-ı Hak, insan maîşetinin kıvâmı ve huzûr içinde devâmı için halkettiği malların bâtıl uğruna yenilmesini haram kılmıştır. Mallar, insanların kıvamı için, insanlar da ubûdiyyet icâblarını ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cenâb-ı Hak, insan maîşetinin kıvâmı ve huzûr içinde devâmı için halkettiği malların bâtıl uğruna yenilmesini haram kılmıştır.</p>
<p>Mallar, insanların kıvamı için, insanlar da ubûdiyyet icâblarını îfâ etmek için halkolunmuşlardır.</p>
<p>Bilinmelidir ki her şey Allah’ın mülküdür. Mal ve beden üzerinde tasarruf ancak Allah’ın hakkıdır. Kulların tasarrufunun helâl ve muvafık olması Allah’ın emrine ittibâ etmelerine bağlıdır.</p>
<p>Mallar, hırs, şehvet, gaflet ve bâtıla hizmet uğrunda yenilirse ondan kötü işler ve hâdiseler zuhûra gelir. Ancak Allah’a ibâdet ve O’nun yoluna hizmet uğrunda yenilmelidir. Hayır, ancak bundan sonra beklenir.</p>
<p>Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:</p>
<p><em>“Kıyamet gelip, kabirdekiler diriltildiği zaman, Allah Teala Rıdvân’a şöyle vahyedecektir: </em></p>
<p><em>“Ben, oruçluları kabirlerinden aç, susuz olarak çıkardım, cennetlerden istedikleriyle onları istikbal ediniz.” O da seslenecek ve şöyle diyecek:</em></p>
<p><em>“Ey genç hizmetçiler ve ölümsüz gençler! Nur’dan tabaklar getirmelisiniz.” </em></p>
<p><em>İşte o zaman kum tanelerinden daha çok, gökteki yıldızlar ve ağaç yapraklarından daha fazla meyveler, leziz içecekler ve iştihâ çekici yiyeceklerle dolacak ortalık. </em></p>
<p><em>Bu Rıdvan, o oruçlulardan karşılaştığına yedirecek ve geçmişteki günlerde işlediğiniz iyi amellerin mükâfatı olarak, afiyetle yiyin, için” denilecektir.”</em></p>
<p>a</p>
<p>Efendimiz –<em>sallallahu aleyhi ve sellem-</em>‘den rivâyet edildiğine göre O, şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Mi’rac gecesinde Sidre-i Münteha’nın yanında bir melek gördüm ki, uzunluk ve genişlik bakımından onun gibisini görmedim. Bu melek, Allah’ı tesbih ettiği (Subhanallah dediği) zaman onun sesinin güzelliğinden Arş titrer. Ben, Cibril’e bu meleği sordum. Cibril, şöyle cevab verdi:</em></p>
<p>– <em>O, Hz. Adem’den iki bin sene önce Allah’ın yarattığı bir melektir.</em></p>
<p>– <em>Şimdiye kadar nerede idi? diye sordum. Cibril,</em></p>
<p>– <em>Allah’ın Cennet’te Arşın sağında geniş bir arazisi var. İşte bu melek orada idi. Allah –celle celâlüh- O mekânda ona Ramanzan ayı orucu sebebiyle sen ve ümmetin için tesbih etmesini emretti diye cevap verdi.</em></p>
<p><em>Bu meleğin önünde iki sandık gördüm ki, her birinin üzerinde nurdan bin kilit var. Cebrail’e bu sandıktan sordum. Cevaben dedi ki:</em></p>
<p>– <em>Bu iki sandıkta senin ümmetinden oruç tutanların, cehennem azabından kurtulduklarına dair beraetleri var. Sana ve ümmetine müjdeler olsun.”</em></p>
<p>Â’zây-i cevârihi, yani el, ayak, göz, kulak, burun gibi uzuvları ma’sıyetlerden, bâtını da havâtırdan muhafazaya çalışmak orucun âdâbındandır. Allah’ın haram kıldıklarını terketmedikce ona yaklaşmak mümkün değildir.</p>
<p>a</p>
<p><strong>Ebû Süleyman ed-Darânî</strong> (k.s) demiştir ki:</p>
<p>Benim için bir tek helâl lokma ile oruc tutup iftar etmekliğim gece gündüz midemdeki haram lokma ile namaz kılmaklığımdan hayırlıdır.</p>
<p>Karnında haram lokma bulunan kimseye tevhid güneşini müşâhede haramdır.</p>
<p>Hulâsa, Allah yolunun yolcusu haram lokmadan son derece ictinâb etmelidir.</p>
<p>Hakîkat ehilleri derler ki:</p>
<p>Bizim üç bayramımız vardır:</p>
<p>Birincisi iftar ânındaki bayramımız. Bu, beşer tabîatının bayramıdır.</p>
<p>İkincisi, ölüm bayramı, îmân-ı kâmil ile ruhu kabzolunan bir mü’minin büyük bayramıdır.</p>
<p>Üçüncüsü, Tecellî bayramıdır ki mü’minlerin Hakkı gördüğü andaki bayram, bu da bayramların en büyüğüdür.</p>
<p>a</p>
<p><strong>Abdullah b. Ömer</strong>’den, o da babasından rivâyet ettiğine göre Hz. Ömer şöyle demiştir:</p>
<p>Allah’ın Rasûlüne:</p>
<p>– “İslâm nedir?” diye sorulduğunda:</p>
<p>– <em>“Güzel söz, yemek yedirmek ve selâmı yaymaktır”</em><strong></strong>şeklinde cevap vermiştir.</p>
<p>Sonra:</p>
<p>– “Müslümanların hangisi daha faziletlidir” sorusuna da:</p>
<p>– <em>“İnsanların dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir” </em>diye cevap vermiştir.</p>
<p>– “En faziletli namaz hangisidir?” sorusuna:</p>
<p>– <em>“Kıyamı uzun olan namazdır” </em>demiştir.</p>
<p>– “Sadakanın en faziletlisi hangisidir?” sorusuna Efendimiz <em>–sallallahu aleyhi ve sellem-:</em></p>
<p>– <em>“Fakirin zorluk içerisinde vermiş olduğu sadakadır” </em>cevabını vermiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/05/12/ummete-mujdeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur’ân’nın Duyurulması</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/05/06/kurannin-duyurulmasi/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/05/06/kurannin-duyurulmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 May 2012 06:24:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=569</guid>
		<description><![CDATA[Rasulûllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sûre-i Rahmân nâzil olunca huzurunda bulunan ashâbına hitâben: - Kureyş cemaatine gidip şu sûreyi okuyacak var mıdır, buyurdu. Kureyş’in şerrinden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rasulûllah -sallallahu aleyhi ve sellem- Sûre-i Rahmân nâzil olunca huzurunda bulunan ashâbına hitâben:</p>
<p>- <em>Kureyş cemaatine gidip şu sûreyi okuyacak var mıdır,</em> buyurdu. Kureyş’in şerrinden korktukları için ashâb sükût ettiler. <strong>Abdullah ibn-i Mes’ûd</strong>-radıyallahu anh-:-Ben okurum Yâ Rasûlallah, dedi. Fakat İbn-i Mes’ûd, vücudu zayıf bir zât-ı latîf olduğundan Rasûlullah onun gitmesini arzu buyurmadığı cihetle üç defa kelâmını tekrar ettiler. Yani ashâbdan bir başkasının gitmesini arzu ettiğini izhâr ettiler. Fakat her defasında cevap İbn-i Mes’ud’a müyesser oldu. Müsâade-i Nebeviye üzerine Abdullah ibn-i Mes’ûd -radıyallahu anh- gitti. Kâbe’nin etrafında Kureyş’in büyüklerine karşı Sûre-i Rahmân’ı okumaya başlayınca Ebû Cehil, İbn-i Mes’ûd’a bir tokat vurdu. Ve kulağını yaraladı. İbn-i Mes’ud ağlayarak gelince Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- mükedder oldu. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselâm gülerek geldi:</p>
<p>-Yâ Rasûlallah! Merâk etme, âkıbet sizindir,<strong></strong>buyurdu.</p>
<p>a Vaktâ ki Bedir Gazâsı’nda ehl-i İslâm muzaffer olunca Rasûl-i Ekrem:- <em>Acaba Ebû Cehil ne yapıyor, kim gidip de ondan haber getirir,</em>buyurdukta; Abdullah ibn-i Mes’ûd -radıyallahu anh- koştu. Maktuller arasında gördü ki Ebû Cehil can çekişiyor. Hemen Ebû Cehil’in göğsüne çıktı, Ebû Cehil gözünü açtı, göğsünde İbn-i Mes’ûd’u görünce:-Ey ibn-i Mes’ûd! Ey koyun çobanı! Pek yüksek, sarp bir yere çıkmışsın, dedi. Nusrat ve galebe hangi taraftadır, diye sordu. İbn-i Mes’ûd hazretleri de:</p>
<p>- Nusrat ehl-i İslâmındır. Çünki İslâm her zaman üstündür, ona üstün gelecek hiç bir şey yoktur,<strong></strong>dedi.</p>
<p>Ebû Cehil sekerât hâlinde, ye’se, ümitsizliğe düşmüş iken dedi ki:- Söyle Muhammed’e, şimdiye kadar onun düşmanı idim, şimdi düşmanlığım bir kat daha arttı.Bu söz üzerine, Abdullah ibn-i Mes’ûd -radıyallahu anh- Ebû Cehil’in işini bitiriverdi. Başı pek büyük olduğundan kulağını deldi, bir ip takarak sürüyüp huzûr-ı Rasûlullah’a getirince, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Cenab-ı Allah’ın nusratına hamd ü sena eyledi:- <em>İşte bu ümmetin Firavun’u budur,</em>buyurdu. Cebrail -aleyhisselâm- gülerek geldi:-Yâ Rasûlallah! Sûre-i Rahmân’ı okuduğunda İbn-i Mes’ûd’un yaralanan kulağına kulakla kısas oldu buyurdu. Abdullah ibn-i Mes’ûd –radıyallahu anh- intikamını Ebû Cehil’den bu şekilde aldı. Âhirette göreceği elîm azab-ı ebedî ise daha şiddetlidir. Âyet-i celîlede buyuruluyor ki:</p>
<p><strong>“Allah her şeye mutlak gâlib ve intikam almağa mutlak kadirdir.”</strong> (Âl-i İmrân sûresi, 4)<strong></strong></p>
<p>İşte Alâk Sûresi’nin 15. âyet-i celîlesinin sırrı burada zuhûr ediyor.</p>
<p><strong> “Zât-ı Ülûhiyetime yemin ederim ki eğer küfründen vazgeçmezse o kâfiri elbette alnının saçı ile, biz şiddetle cehenneme çekeriz.”</strong> (Alâk sûresi, 15)</p>
<p>Ebû Cehil alnının saçını yıkamak ve taramak sûretiyle ihtimam ettiği için alın saçı zikrolunmuştur ki, kemâl-i hâkâretle tahkîr olunacağına işârettir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/05/06/kurannin-duyurulmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetime Şefkat</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/03/30/yetime-sefkat/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/03/30/yetime-sefkat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Mar 2012 09:20:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=561</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ buyuruyor: “Bir de sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Afv etmek. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklar. Olur ki dünya hususunda da, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ buyuruyor: <em>“Bir de sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: Afv etmek. İşte Allah size âyetlerini böylece açıklar. Olur ki dünya hususunda da, ahiret hususunda da iyice düşünüp öğüd alasınız. Bir de Sana yetimleri sorarlar. De ki: Onları ıslâh eylemek, yararlı bir hâle getirmek çok hayırlıdır. Şâyed kendileriyle bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bir işin salahına çalışanlarla, fesâdına çalışanları bir tutmaz. Eğer Allah dilese idi sizi muhakkak zahmete sokardı. Muhakkak ki Allah her şeye mutlak gâlibtir, her işinde hüküm ve hikmet sâhibidir.”</em> (Bakara sûresi, 219-220)</p>
<p>Cenab-ı Hak Teâlâ Hazretleri, neyi infak edeceklerini soranlara afvı infak edin buyuruyor. Afv, kolaylık, zorluğu kolaylaştırmak demektir. Buna göre mânâ:</p>
<p>“Kolay geleni ve elde olanı infak et, infakı zor gelmeyeni infak et” demektir. Mala göre; infakı kolay olan maldan infak et demek olur. Cehd ise infakı zor olanı infak demektir.</p>
<p>a</p>
<p><strong>Ömer ibni Hattab </strong>-radıyallahu anh- anlatıyor: “Bir gün Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bize, elimizde olanlardan tasadduk etmekliğimizi emretti. Bu da yanımda mal bulunduğu bir güne rastladı. Kendi kendime dedim ki: “Bâri bu gün Ebû Bekir’i geçeyim.” Ve elimde verilebilecek ne varsa yarısını tasadduk ettim. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi vesellem- sordu:</p>
<p><em>- “Evine ne bıraktın?”</em></p>
<p>- “Elimdekinin yarısını,” dedim. Ebu Bekir’e:</p>
<p><em>- “Sen evine ne bıraktın?”</em> diye sorunca Ebu Bekir:</p>
<p>- “Allah’ı ve Resûlünü bırakdım,” diye cevap verdi. Ben de kendi kendime:</p>
<p>“Bundan sonra hiç bir işde seninle yarışmam yâ Ebâ Bekir,” dedim. Sonra Nebiyy-i Ekrem bize dönüp:</p>
<p><em>“Aranızdaki fark, söylediklerinizin arasındaki fark kadardır,”</em><strong></strong>buyurdular.</p>
<p>a</p>
<p>Yine âyet-i celîlede buyurulduğu vechile yetimlerle meşgûl olup onların ıslâhına çalışmak yüksek ahlâk sâhibi kimselerin ahlâkındandır. Bunun bilhassa yetimle meşgûl olup ıslâha çalışana daha büyük fâidesi vardır.</p>
<p>Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi vesellem-:</p>
<p><em>“Kim yetimin başını şefkat ve merhametle okşarsa elinin değdiği her bir saçı adedince hasene kazanır.”</em><strong></strong>buyurmuştur.</p>
<p>Yine buyurulmuştur ki:</p>
<p><em>“Üç zümre vardır ki kıyâmet gününde arşın gölgesi altındadır:</em></p>
<p><em>1. Kocası ölüp de yetimleri kalan, sonra başkaları taraŞndan istendiği halde varmayıp: “Şu yetimler ve ben ölmedikçe vallahi bunları yetiştirinceye kadar bunlara bakacağım” diyen kadın.</em></p>
<p><em>2. Zengin olup da yemek yapan ve yaptığı güzel yemeğe yetim ve miskinleri çağıran ve yediren kimse.</em></p>
<p><em>3. Sıla-i rahmi ihmâl etmeyen.</em></p>
<p><em>Ayrıca bu kimselerin rızıkları artar, ömürleri uzatılır, kıyâmet gününde de arşın gölgesi altında olurlar.”</em></p>
<p>Yetimin vâsîsi bulunan kişi, yetimi, kendi çocuğunu nasıl terbiye ediyorsa öyle terbiye edecektir. Kıyamet gününde bundan sorumludur. Onun durumunu düzeltecektir.</p>
<p>Terbiye etme: tehdid, dövme, menfaatlerini kısma, ihsan ve iyilik gibi çeşitli şekillerde olabilir. Zirâ insanlar kabiliyet bakımından farklıdır. Bazıları, kabalık ve sertlikle terbiye edilir, yumuşak ve iyilik bunları bozar. Bazıları da aksinedir.</p>
<p>Cenâb-ı Allah, kulların yapmış olduğu kötülüklerin ölçüsüne göre had ve ta’zir cezaları koymuştur. Hür ve soylu insanların terbiyesi sultanlara, (devlet idârecilerine) köleler ve çocukların terbiyesi de efendiler ve babalarına âiddir. Bunlar, terbiyeden sorumlu ve bunu yerine getirmelerinden dolayı da me’cûr olacaklardır.</p>
<p>Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:</p>
<p><em>“Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem âteşinden kendinizi ve âilenizi koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.” </em>(Tahrim sûresi: 6)</p>
<p>Hadis-i Şerif’te:</p>
<p><em>“Hepiniz çobansınız, emriniz altında bulunanlardan mes’ulsunuz.”</em><strong></strong>buyurulmuştur.</p>
<p><strong><em>(Mahmut Sâmi Ramazanoğlu (k.s)</em></strong></p>
<p><strong><em>Bakara sûresi tefsiri s. 271-280)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/03/30/yetime-sefkat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bazı Fitneler</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/03/24/bazi-fitneler/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/03/24/bazi-fitneler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Mar 2012 09:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=559</guid>
		<description><![CDATA[Adiyy İbn-i Hâtim -radıyallahu anh-’den şu haber rivâyet edilmiştir: Resûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında iken huzur-ı saâdete iki kişi geldi. Bunun birisi -ortalığın fakr ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adiyy </strong>İ<strong>bn-i Hâtim </strong>-radıyallahu anh-’den şu haber rivâyet edilmiştir:</p>
<p>Resûlullah<strong></strong>-sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında iken huzur-ı saâdete iki kişi geldi. Bunun birisi -ortalığın fakr ve ihtiyacından yana yakıla bahsediyordu. Diğeri de yol kesildiğinden- emniyet ve âsâyişi bulunmadığından şikayet ediyordu.</p>
<p>Resûlullah<strong></strong>-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: <em>Ama kat-i tarik mes’</em><em>elesi -çok sürmez- az sonra bir zaman gelir ki o vakit ticaret kervan</em>ı<em> kimsenin himaye ve kefâletine muhtaç olmayarak ta Mekke</em><em>’</em><em>ye kadar ç</em>ı<em>kar gider</em><em>.</em></p>
<p><em>Ortal</em>ığı<em>n muzâyakas</em>ı<em>na gelince; sizin biriniz elinde sadakas</em>ı<em>yla kap</em>ı<em> kap</em>ı<em> dola</em>şı<em>p da kendisinden bir sadakay</em>ı<em> kabul edecek bir kimse bulam</em>ı<em>yacak bir halde müreffeh günler gelmedikce k</em>ı<em>yamet kopmaz.</em></p>
<p><em>Sonra sizden biriniz âhiretde Allah T</em><em>eâlâ’</em><em>n</em>ı<em>n divân-</em>ı<em> sübhânîsinde muhakkak durur hem de </em><em>Allah T</em><em>eâlâ ile kendi aras</em>ı<em>nda ne bir hicâb, ne de Allah kelâm</em>ı<em>n</em>ı<em> tercüme edecek bir tercüman bulunmayarak duracakd</em>ı<em>r:</em></p>
<p><em>Sonra Cenâb-</em>ı<em> Mevlâ o kuluna:</em></p>
<p><em>– Sana ben mal vermedim mi? diye herhalde sorar. O kul da:</em></p>
<p><em>– Evet, verdin Allah’</em>ı<em>m, diye muhakkak cevab verir</em><em>. Sonra Hak T</em><em>eâlâ:</em></p>
<p><em>–</em><em> Sana ben Peygamber göndermedim mi? diye elbette sorar. O kul da:</em></p>
<p><em>–</em><em> Evet, gönderdin Rabbim, diye </em>ş<em>übhesiz cevab verir</em><em>.</em></p>
<p><em>Bu halde o kimse sa</em>ğı<em>na bakar cehennem ate</em>ş<em>inden ba</em>ş<em>ka bir </em>ş<em>ey göremez. Sonra soluna bakar cehennem ate</em>ş<em>inden ba</em>ş<em>ka bir </em>ş<em>ey gör</em><em>emez.</em></p>
<p><em>– </em><em>Ashab</em>ı<em>m! </em>Ş<em>imdi sizin herbiriniz tek bir hurman</em>ı<em>n yar</em>ı<em>s</em>ı<em> ile, bunu da bulamazsa güzel sözle olsun kendisini cehennem ate</em>ş<em>inden kurtars</em>ı<em>n. </em><em>(Tecrid-i Sarih Terc: 5/200)</em></p>
<p>s</p>
<p>Fitne:<strong></strong>Aslında imtihan ve ihtibardır ki türkçesi deneme, sınama demektir. Fitnenin muhtelif mânâsı vardır.</p>
<p>1- Küfür, dalâlet.</p>
<p>2- Rüsvaylık.</p>
<p>3- Belâ ve azâb, Fitne-i dünya ve fitne-i kabirden murad budur.</p>
<p>4- Kıtal, harb-i dâhili.</p>
<p>5- İnsanın halinin iyilikden kötülüğe dönmesi.</p>
<p>6- Bir şeyi beğenip kalbin ona meyil ve muhabbet eylemesi. Fitne-i evlâd ve nisâ bu kabildendir.</p>
<p>İnsanın ehli yüzünden fitnesi, onlardan dolayı helâl olmayan söz söylemesi, helâl olmayan iş işlemesi. Malı yüzünden fitnesi, alması helâl olmayan malı alıp helâl olmayan yerlere sarfetmesi. Evlâdı yüzünden fitnesi, onlara fart-ı muhabbetle berâber bir çok hayrâta onların yüzünden fırsat bulamaması, yahut onları geçindireceğim diye helâl, harâma bakmaması. Komşusu yüzünden fitnesi, zengin olmasına hoş nazarla bakmayıp hasedde bulunmasıdır.</p>
<p>s</p>
<p><strong>Üsâme </strong>-radıyallahu anh- Resûlullah<strong></strong>-salllahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işitdim demiştir:</p>
<p><em>–</em><em> K</em>ı<em>yamet gününde bir ki</em>ş<em>i getirilip cehenneme at</em>ı<em>l</em>ı<em>r da cehennemde onun ba</em>ğı<em>rsaklar</em>ı<em> derhal karn</em>ı<em>ndan d</em>ış<em>ar</em>ı<em> ç</em>ı<em>kar</em><em>. V</em><em>e de</em>ğ<em>irmen merkebinin de</em>ğ<em>irmende döndü</em>ğ<em>ü gibi döner. Bunun üzerine cehennem halk</em>ı<em> onun ba</em>şı<em>na toplan</em>ı<em>p da:</em></p>
<p><em>–</em><em> Ey filân: Hal ve </em>ş<em>an</em>ı<em>n nedir? Sen bize -dünyada- iyilik emredip bizi kötülükden nehyeden -bir ö</em>ğ<em>ütçü- de</em>ğ<em>il mi idin? derler</em><em>. O da:</em></p>
<p><em>–</em><em> Evet ben öyle idim. Fakat ben size ma’rufu emreder</em><em>dim halbuki kendim yapmazd</em>ı<em>m. Yine ben sizi münker</em><em>den nehnyeder</em><em>dim de kendim i</em>ş<em>ler</em><em>dim! diye cevab verir.</em> (Tecrid-i Sarih Terc: 9/57)<em></em></p>
<p>Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Musâhabe-3, s.250-251, 258-259</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/03/24/bazi-fitneler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Merhamette Güneş Gibi</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/03/18/merhamette-gunes-gibi/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/03/18/merhamette-gunes-gibi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 09:19:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=557</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ Hazretleri ibtidâ rahmetini halk buyurduğunda yüz cüz halk buyurdu. Bu yüz rahmetinden doksandokuz cüz’ünü ind-i ilâhisin de alıkoydu. Yalnız bir cüz’ünü bilcümle mahlûkatına ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ Hazretleri ibtidâ rahmetini halk buyurduğunda yüz cüz halk buyurdu. Bu yüz rahmetinden doksandokuz cüz’ünü ind-i ilâhisin de alıkoydu. Yalnız bir cüz’ünü bilcümle mahlûkatına irsal ve ihsan buyurdu.</p>
<p>Eğer bir kâfir Allah Teâlâ Hazretlerinin indindeki rahmetinin vüs’atini bilmiş olsa idi cennetten ümidini kesmezdi.</p>
<p>Ve eğer bir mü’min de Allah Teâlâ Hazretlerinin indindeki azâbı bilmiş olsa idi cehennemden, azâbından emin olamazdı,” yani mü’minler dâima iki kanat mesâbesinde olan (Beyne’l-havf ve’r-recâ) da bulunmalıdırlar.</p>
<p>“Allah Teâlâ mahlûkatı yarattığı ve onların mukadderatını ta’yin buyurduğu zaman zât-ı ulûhiyyetine ahd ü misâkı hâvî olan şu mektubu kendi arşına koydu ki mazmun-ı şerifi:<strong> “</strong><strong>Benim rahmetim gazab</strong>ı<strong>ma galibdir</strong><strong>” </strong>(Tecrid 12/453)</p>
<p>Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyuruyor ki:</p>
<p><em> * “</em>İ<em>ndellah ibâd</em>ı<em>n en ziyâde sevgilisi ahlak-</em>ı<em> hamideye malik oland</em>ı<em>r</em><em>.”</em></p>
<p><em> * “</em><em>Fukarâ ve zuafâya merhamet edenler</em><em>e Cenab-</em>ı<em> Hak mer</em><em>hamet eder.” (Kenzu’</em><em>l-</em>İ<em>rfân/83)</em></p>
<p><em> * “</em><em>R</em>ı<em>fk u </em>ş<em>efkat yani nâsa mülâyemetle lutuf ve merhamet eylemek ak</em>ı<em>l ve hikmetin ba</em>şı<em>d</em>ı<em>r</em><em>.” </em></p>
<p><em> * “</em><em>Küçü</em>ğ<em>ümüze merhamet etmeyen ve büyü</em>ğ<em>ümüze hürmet ve itâat etmeyenler kâmil ümmetimizden de</em>ğ<em>ildir</em><em>.”</em></p>
<p><em> * “</em><em>Cenâb-</em>ı<em></em><em>Allah’</em><em>a kasem ederim ki bir kimse bilâ azâb cennete giremez illâ ki rahim olsun.”</em></p>
<p><em> * “</em><em>Nâsa merhamet etmeyenler</em><em>e Cenâb-</em>ı<em> Hak mer</em><em>hamet buyurmaz.”</em></p>
<p><em> * “</em><em>Kendisine ilticâ edenlerin ricas</em>ı<em>n</em>ı<em> kat</em><em>’</em><em> eyleyenlerin ricas</em>ı<em>n</em>ı<em> Cenâb-</em>ı<em></em><em>Allah kabul buyurmaz.” (Kenzu’</em><em>l-</em>İ<em>rfân/88)</em></p>
<p><em> * “</em><em>Haks</em>ı<em>zl</em>ı<em>k yapan kimseyi hakk</em>ı<em>n</em>ı<em> alma</em>ğ<em>a kaadir oldu</em>ğ<em>u halde afvedeni Cenâb-</em>ı<em> Allah da k</em>ı<em>yamet gününde afveder</em><em>.”</em></p>
<p>Mûsâ -aleyhisselâm-: “Yâ Rabb! Senin ind-i uluhiyyetinde eazz ibâdın kimdir?” diye suâl etdikde Hak Teâlâ Hazretleri: <em>“</em><em>Kendisine ezâ edenin cezâs</em>ı<em>n</em>ı<em> verme</em>ğ<em>e kudreti oldu</em>ğ<em>u halde afveyleyendir</em><em>.” </em>buyurdu.</p>
<p><em>“</em><em>Müslim karde</em>ş<em>inin ç</em>ı<em>plak oldu</em>ğ<em>unu görüp de setir ile âlemde rüsvay etmeyen kimsenin Cenâb-</em>ı<em> Allah K</em>ı<em>yamet gününde ay</em>ı<em>blar</em>ı<em>n</em>ı<em> setr</em><em>eder,”</em> buyurulmuştur.</p>
<p>Şunlar ubûdiyyet alâmetlerindendir:</p>
<p>1- Mânâya sarılıp dâvâyı terk etmek,</p>
<p>2- Mevlâ’ya mahabbet,</p>
<p>3- Hududları muhafaza,</p>
<p>4- Ahidlere vefâ,</p>
<p>5- Mihnetten şikâyet etmemek,</p>
<p>6- Nimete erdiğinde ma’sıyete düşmemek,</p>
<p>7- İbâdetlerinde gafleti terketmek (Ruhu’l-Beyan 3/276)</p>
<p><strong>Ebû Bekri’</strong><strong>s-S</strong>ı<strong>ddik </strong>-radıyallahu anh- şöyle demiştir:</p>
<p>Karanlıklar beşdir. Bunlara karşılık beş de sirac (kandil) vardır:</p>
<p>1- Dünya muhabbeti bir karanlık, Allah’a ibâdet ise o karanlıkdan kurtulmanın sirâcıdır.</p>
<p>2- Günâh bir karanlık, tevbe ise sirâcıdır.</p>
<p>3- Kibir bir karanlıkdır, kelime-i tevhid ise sirâcıdır.</p>
<p>4-Âhıret karanlıkdır, sâlih ameller ise sirâcıdır.</p>
<p>5- Sırat karanlıkdır, yakin ise sirâcıdır.</p>
<p><strong>Hz. Osman Zin-nureyn</strong> -radıyallahu anh- şöyle demiştir:</p>
<p>İbâdetin tadını dört şeyde buldum:</p>
<p>1- Allah’ın farz kıldıklarını edâda,</p>
<p>2- Allah’ın haram kıldıklarından ictinâbda,</p>
<p>3- Allah’ın rızâsını gözeterek emr-i bi’l-ma’ruf yapmakda,</p>
<p>4- Allah’ın gazabından sakınarak nehy-i ani’l-münker yapmakda.</p>
<p>Yine Osman -radıyallahu anh-: Dört şey vardır ki bunların zâhirleri fazilet, bâtınları farizadır; bunlar:</p>
<p>1- Sâlihlerle berâber olmak fazilet, onlara iktida farizadır,</p>
<p>2- Kur’an okumak fazilet, onunla amel farizadır,</p>
<p>3- Kabir ziyâreti fazilet, oraya hazırlanmak farizadır,</p>
<p>4- Hasta ziyâreti fazilet, vasıyyet etmek de farizadır. (Yahud sabrı tavsiye etmek)</p>
<p><strong>Hadis- Kudsi’</strong>de şöyle buyurulmuştur:</p>
<p>“Ya İsâ! Melâike-i mukarrebunun evsâfına sâhib olmak ister misin?</p>
<p>Şefkat ve merhamette güneş gibi,</p>
<p>Ayıpları örtmekde gece gibi,</p>
<p>Tevâzu ve mahviyyette yeryüzü gibi,</p>
<p>Hilimde meyyit gibi,</p>
<p>Cömertlikde nehirler gibi ol.” (Ruhul Beyan 3/276)</p>
<p><strong><em>Mahmud Sâmi Ramazano</em></strong>ğ<strong><em>lu, Musâhebe </em></strong><strong><em>–4 s. 93 &#8211; 122</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/03/18/merhamette-gunes-gibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanakkale&#8217;den Mektup Var!</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/03/18/canakkaleden-mektup-var/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/03/18/canakkaleden-mektup-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Mar 2012 06:05:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=565</guid>
		<description><![CDATA[Sebeb-i hayatım, feyz-i refîkım, Sevgili babacığım ve vâlideciğim, Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muhârebede sağ yanımdan ve pantolonumdan hâin bir İngiliz kurşunu geçti. Hamdolsun kurtuldum. Fakat, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Sebeb-i hayatım, feyz-i refîkım,</em></p>
<p><em>Sevgili babacığım ve vâlideciğim,</em></p>
<p><em>Arıburnu’nda ilk girdiğim müthiş muhârebede sağ yanımdan ve pantolonumdan hâin bir İngiliz kurşunu geçti. Hamdolsun kurtuldum. Fakat, bundan sonra gireceğim muhârebelerden kurtulacağıma ümîdim olmadığından, bir hâtırâ olmak üzere, şu satırları yazıyorum.</em></p>
<p><em>Hamd ü senâlar olsun Cenâb-ı Hakk’a ki, beni bu rütbeye kadar ulaştırdı. Yine mukadderât-ı ilâhiyye olarak beni asker yaptı. Siz de ebeveynim olmak dolayısıyla, beni vatan ve millete hizmet etmek için nasıl yetiştirmek lâzımsa öylece yetiştirdiniz. Sebeb-i feyz-i refîkım ve hayatım oldunuz. Hakk Teâlâ Hazretleri’ne nihâyetsiz hamd ve sizlere sonsuz teşekkürler ederim.</em></p>
<p><em>Şimdiye kadar milletin bana verdiği parayı bugün hak etmek zamânıdır. Vatanıma olan mukaddes vazîfemi yerine getirmeye çalışıyorum. Şehîdlik rütbesine kavuşursam, Allâh’ın en sevgili kulu olduğuma kanâat edeceğim. Asker olduğumdan, bu her zaman benim için pek yakındır.</em></p>
<p><em>Sevgili babacığım ve vâlideciğim! Gözbebeğim olan hanımım Münevver’i ve oğlum Nezihciğimi önce Cenâb-ı Hakk’ın sonra sizin himâyenize bırakıyorum. Onlar hakkında ne mümkün ise lütfen yapmaya  çalışınız. Servetimizin olmadığı mâlumdur. Mümkün olandan fazla bir şeyi isteyemem. İstersem de boşunadır. Refîkama (hanımıma) hitâben yazdığım kapalı mektubu lütfen kendi eline veriniz! Tabiî ağlayıp üzülecek; tesellî ediniz. Allâh Teâlâ’nın takdîri böyle imiş. İsteklerim ve borçlarım hakkında refîkamın mektubuna koyduğum deftere ehemmiyet veriniz! Münevver’in hâfızasında veyahut kendi defterinde kayıtlı borçlar da doğrudur. Münevver’e yazdığım mektubum daha geniştir. Kendisinden sorunuz.</em></p>
<p><em>Sevgili baba ve vâlideciğim! Belki bilmeyerek size karşı birçok kusurlarda bulunmuşumdur. Beni afvediniz! Hakkınızı helâl ediniz! Rûhumu şâd ediniz! İşlerimizin düzeltilmesinde refîkama yardımcı olunuz!</em></p>
<p><em>Sevgili hemşîrem Lütfiyeciğim!</em></p>
<p><em>Bilirsiniz ki, sizi çok severdim. Sizin için gücümün yettiği nisbette ne yapmak lâzımsa isterdim. Belki size karşı da kusûr etmişimdir. Beni afvet, mukadderât-ı ilâhiyye böyle imiş. Hakkını helâl et, rûhumu şâd et! Yengeniz Münevver hanımla oğlum Nezih’e sen de yardım et!</em></p>
<p><em>Ey akrabâ ve dostlarım, cümlenize elvedâ! Cümleniz hakkınızı helâl ediniz! Benim tarafımdan cümlenize hakkım helâl olsun! Elvedâ, elvedâ! Cümlenizi Cenâb-ı Hakk’a tevdî ve emânet ediyorum. Ebediyyen Allâh’a ısmarladık, sevgili babacığım ve vâlideciğim…</em></p>
<p><em>Oğlunuz</em></p>
<p><em>Mehmed Tevfîk</em></p>
<p><em id="yui_3_2_0_1_1332010481176388">Ovacık yakınlarındaki Ordugâhtan 18 Mayıs 1331 Pazartesi (1916)</em></p>
<p id="yui_3_2_0_1_1332010481176368">2 Haziran 1916’da Kolağası (Yüzbaşı) Mehmed Tevfîk, Çanakkale Harbi’nde bir İngiliz mermisi ile yaralanmış ve şehîd olmadan önce bu mektubu yazmıştı.</p>
<p id="yui_3_2_0_1_1332010481176389"><em><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/03/18/canakkaleden-mektup-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnsanın Fitnesi</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/03/12/insanin-fitnesi/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/03/12/insanin-fitnesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 09:18:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=555</guid>
		<description><![CDATA[Adiyy İbn-i Hâtim -radıyallahu anh-’den şu haber rivâyet edilmiştir: Resûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında iken huzur-ı saâdete iki kişi geldi. Bunun birisi -ortalığın fakr ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adiyy İbn-i Hâtim </strong>-radıyallahu anh-’den şu haber rivâyet edilmiştir:</p>
<p>Resûlullah<strong></strong>-sallallahu aleyhi ve sellem-’in yanında iken huzur-ı saâdete iki kişi geldi. Bunun birisi -ortalığın fakr ve ihtiyacından yana yakıla bahsediyordu. Diğeri de yol kesildiğinden- emniyet ve âsâyişi bulunmadığından şikayet ediyordu.</p>
<p>Resûlullah<strong></strong>-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: <em>Ama kat-i tarik mes’elesi -çok sürmez- az sonra bir zaman gelir ki o vakit ticaret kervanı, kimsenin himaye ve kefâletine muhtaç olmayarak ta Mekke’ye kadar çıkar gider.</em></p>
<p><em>Ortalığın muzâyakasına gelince; sizin biriniz elinde sadakasıyla kapı kapı dolaşıp da kendisinden bir sadakayı kabul edecek bir kimse bulamıyacak bir halde müreffeh günler gelmedikce kıyamet kopmaz.</em></p>
<p><em>Sonra sizden biriniz âhiretde Allah Teâlâ’nın divân-ı sübhânisinde muhakka durur hem de Allah Teâlâ ile kendi arasında ne bir hicâb, ne de Allah kelâmını tercüme edecek bir tercüman bulunmayarak duracakdır:</em></p>
<p><em>Sonra Cenâb-ı Mevlâ o kuluna:</em></p>
<p><em>– Sana ben mal vermedim mi?</em><strong></strong>diye herhalde sorar. O kul da:</p>
<p>– Evet, verdin Allah’ım, diye muhakkak cevab verir. Sonra Hak teâlâ:</p>
<p><em>– Sana ben Peygamber göndermedim mi?</em><strong></strong>diye elbette sorar. O kul da:</p>
<p>– Evet, gönderdin Rabbim, diye şübhesiz cevab vir.</p>
<p>Bu halde o kimse sağına bakar cehennem ateşinden başka bir şey göremez. Sonra soluna bakar cehennem ateşinden başka bir şey göremez.</p>
<p><em>– Ashabım! Şimdi sizin herbiriniz tek bir hurmanın yarısı ile, bunu da bulamazsa güzel sözle olsun kendisini cehennem ateşinden kurtarsın.</em><strong></strong>(Tecrid-i Sarih Tercemesi: 5/200)</p>
<p>Fitne:<strong></strong>Aslında imtihan ve ihtibardır ki türkçesi sınama demektir. Fitnenin muhtelif mânâsı vardır.</p>
<p>1- Küfür, dalâlet. 2- Rüsvaylık. 3- Belâ ve azâb, Fitne-i dünya ve fitne-i kabirden murad budur.</p>
<p>4- Kıtal, harb-i dâhili. 5- İnsanın halinin iyilikden kötülüğe dönmesi. 6- Bir şeyi beğenip kalbin ona meyil ve muhabbet eylemesi. Fitne-i evlâd ve nisâ bu kabildendir.</p>
<p>İnsanın ehli yüzünden fitnesi, onlardan dolayı helâl olmayan söz söylmesi, helâl olmayan iş işlemesi; malı yüzünden fitnesi, alması helâl olmayan malı alıp helâl olmayan yerlere sarfetmesi; evlâdı yüzünden fitnesi, onlara fart-ı muhabbetle berâber bir çok hayrâta onların yüzünden fırsat bulamaması, yahut onları geçindireceğim diye helâl, harama bakmaması; komşusu yüzünden fitnesi; zengin olmasına hoş nazarla bakmayıp hasedde bulunmasıdır.</p>
<p><strong> Muâviye </strong>-radıyallahu anh-’den mervidir ki:</p>
<p>Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’den işitdim. Buyurdu ki:</p>
<p><em>– Allah Teâlâ her kimin hayrını murad ederse ona din hususunda -büyük bir- anlayış verir. Ben -verici değil- yalnız taksim ediciyim. Veren ise Allah Azze ve Celle’dir.</em></p>
<p>Yâni, Bana vahy olunan ilm-i dîni tebliğ ederken kimseyi tahsîs edip de diğerlerinden ketmettiğim yoktur. Taraf-ı Hak’tan bana ne bildirilmiş ise herkese ale’s-seviyye teblîğ ediyorum. Ben ancak kâsimim, tebliğatım herkese göre farksız olmakla beraber bu tebliğat mütefavit derecelerde münfehim oluyor. Çünkü anlayışı veren Allah’dır. Allah’ın atâsı kullarına derecât-ı mütefavitede râyegân oluyor. Bunun âsârı da benim tebliğimden sonra görülüyor. Herkes kısmetini benden alırsa da veren Allah’dır. Ben değilim.</p>
<p>Bir de, bu ümmet Allah’ın emri -kazası- zuhûr edip kıyâmet kopuncaya kadar emr-i ilâhîye mutâbeat etmek üzere sâbit-kadem olup duracak ve kendilerine muhalefet edenlerden zarar gelmeyecekdir.</p>
<p>Bu kelâm-ı âli-i Nebevî -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetinin ta rûz-i kıyâmete kadar payidâr olacağına işâret olduğu gibi, <em>«ümmetimden dâima hak üzere gâlip ve zâhir, muhaliflerden kendilerine zarar gelmez bir tâife hiç eksik olmayacakdır»</em><strong></strong>(Tecrid-i Sarih Tercemesi: 1/65) hadis-i şerifinin medlûlune de tevâfuk etmektedir.</p>
<p>(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî Musâhabe-3, 5: 235-236, 242, 245-246.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/03/12/insanin-fitnesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an&#8217;la Yükselmek</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/03/08/kuranla-yukselmek/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/03/08/kuranla-yukselmek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Mar 2012 09:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=553</guid>
		<description><![CDATA[Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor: * &#8220;Allah&#8217;tan faydalı ilim isteyin; menfaat vermeyecek bilgiden Allah&#8217;a sığının!&#8221; (İbn-i Mâce) * &#8220;İnsanlara muhtâç oldukları faydalı ilimleri öğretin. Fakat ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem buyuruyor:</p>
<p>*<em> &#8220;Allah&#8217;tan faydalı ilim isteyin; menfaat vermeyecek bilgiden Allah&#8217;a sığının!&#8221; </em>(İbn-i Mâce)</p>
<p>* <em>&#8220;İnsanlara muhtâç oldukları faydalı ilimleri öğretin. </em><em>Fakat bu bâbda kolaylık gösterin, güçlük göstermeyin. Müjdeleyin, ürkütmeyin; nefret ettirmeyin, herhangi biriniz öfkelendiği vakit sükût etsin.&#8221;</em> (Buharî)</p>
<p>* <em>&#8220;İlim öğretin; fakat unf ve şiddet göstermeyin! Zirâ güler yüzlü muallim sert olandan hayırlıdır.&#8221; (</em>Beyhâkî)</p>
<p>* <em>&#8220;Kim kendisine ilmî bir mes&#8217;ele sorulur da onu gizler, söylemez ise Allah, onun ağzına kıyamet günü ateşten gem vurur.&#8221;</em> (Tirmizî)</p>
<p>* <em>&#8220;Şüphesiz ki, Allah Teâlâ şu kitap sebebiyle; yâni Kur&#8217;an&#8217;a îman; ona göre amel edip etmemek bakımından bazı kavimleri, yükseltir ve o sebeple diğerlerini de alçaltır.&#8221;</em> (Müslim)</p>
<p align="center">* * *</p>
<p>* <em>&#8220;Dîn&#8217;in medâr-ı kıyâmı ve direği nasîhattır. İhlâstır, samîmiyettir.&#8221;</em>Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu cümleyi üç defa tekrar buyurdu. Dedik: &#8220;Yâ Rasûlallah bu nasîhat kimedir?&#8221;</p>
<p>Buyurdu:</p>
<p><em>&#8220;- Allah&#8217;a, Rasûlüne, müslümanların imamlarına ve umum halkadır.&#8221;</em> (Buharî)</p>
<p>Allah&#8217;a nasihat, onun birliğine sağlam itikad, -ibâdet ve tâatında tam ihlâstır. Rasûlüne nasihat, onunun risâlet ve nübüvvetini tasdîk,şeriatını hüsn-i kabûl, emir ve nehyine inkıyaddır. Kitabına nasîhat, Kur&#8217;an-ıKerîm&#8217;i tasdîk ve hükümleriyle ameldir. Müslümanların imamlarına yâni bugünkü tâbirle devlet reislerine nasihat, meşrû olan emirlerine itaattır. Ammeye nasîhat ise herkesi doğru yola irşâd ve hayra delâlet etmektir.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p>* <em>&#8220;Allah bir kuluna hayır murad edince onu dinde fakîh kılar. Yâni o kuluna dînin hükümlerini öğrenmeye istidâd verir. Ona kuvvetli hâfıza, anlayış verir. Onu dünyaya tapmaktan korur. Ayıplarını gözlerinde canlandırır. Yâni yaptığıkusurun derhal farkına varıp tevbe eder.&#8221;</em> (Beyhakî)</p>
<p>İmam Ahmed bin Hanbel hazretleri der ki, &#8220;Zühdün yâni kalbi dünyanın kötü heveslerinden ayırmanın üç derecesi vardır:</p>
<p>1- Kalpten haram temâyülleri söküp atmaktır ki, bu müslümanların avâm tabakasının zühdüdür.</p>
<p>2- Helâlin fazla mikdarına temâyülü kalpten çıkarmaktır ki, bu havâss&#8217;ın zühdüdür.&#8221;</p>
<p>3- Kulu Allah&#8217;tan alıkoyan herşeyden kalbi temizlemekdir ki, bu da ârifler&#8217;in zühdüdür.&#8221;</p>
<p align="center">* * *</p>
<p>* <em>&#8220;Allah bir kuluna hayır dilediği zaman onun zenginliğini kalbinde yaşatır; ona kalp zenginliği verir. Takvâyı yâni Allah korkusunu gönlünde yerleştirir. Allah bir kuluna da şer dilediği vakit fakirliğini iki gözünün önüne getirip gösterir.&#8221;</em>(Tirmizi)</p>
<p>Kalbi zengin olanlar hayatta dâima müsterih yaşarlar. Kendilerini kötü ihtiraslara kaptırmazlar, Gönlünde Allah korkusu yerleşenlerin kalbi &#8220;yakîn&#8221; nûrlarıyla dolar. Gaflet ve günahlardan derhal tevbe ederler. Aç gözlü insanlar malca ne kadar zengin olurlarsa olsunlar kendilerini fakîr ve muhtâc sayarlar. Bu hal gözlerinin önünde bir şerr, bir belâ olarak dikilip kalır. Bu yüzden onlar dâimâ ıztırap içinde yaşamağa mahkûm olurlar. Kalp zenginliği nasıl büyük bir nimetse açgözlülük de öyle kötü ve amansız birşerrdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/03/08/kuranla-yukselmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allah&#8217;a Sığınmak</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/02/24/allaha-siginmak/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/02/24/allaha-siginmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Feb 2012 07:41:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=546</guid>
		<description><![CDATA[Hadîsde vârid olmuşdur ki: &#8220;İhsan erbâbına cennetde dereceler vardır. Hatta sadece kendi ehl ü ıyâline ve etba&#8217;ına ihsan ile muâmele edenlere dahi.&#8221; İhsan ta&#8217;birinin muhtevası ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hadîsde vârid olmuşdur ki:</p>
<p>&#8220;İhsan erbâbına cennetde dereceler vardır. Hatta sadece kendi ehl ü ıyâline ve etba&#8217;ına ihsan ile muâmele edenlere dahi.&#8221;</p>
<p>İhsan ta&#8217;birinin muhtevası geniş ise de hakîkati, her işini Allah&#8217;ın seni her an gördüğüne inanarak yapmakdan ibârettir. Bu da sadece gözle görülen şeyleri görürcesine hareket etmek gibi dar bir anlatış içinde değil, mâsivâdan tamamen yüz çevirmek suretiyle her yaptığını Allah rızâsını düşünerek yapmakda rusûh peyda etmek, (maharet sahibi olmak) Allah&#8217;ın hazretine teveccüh-i tam ile (Her şeyimizle, göz, kulak ve kalbimizle yönelmek.) teveccüh etmekdir.</p>
<p>Bu da elinde, dilinde ve gönlünde Allah&#8217;dan gayrisinin arzu ve sevdası bulunmaması halinin tahakkukuyla gerçekleşir. Bu durum &#8220;müşâhede&#8221; ta&#8217;biriyle anlatılmışdır. Çünkü kul, kulluk vazifelerini hakkıyle edâ etmeğe gayret ederse Allah&#8217;ın âsârını ve âyâtını basîret gözüyle devcamlı olarak müşahede eder. Ârifler bunu: &#8220;Hayalin gözümdedir, zikrin dilimdedir, hubbun kalbimdedir, nereye kaybolacaksın.&#8221; Meâlindeki beyt ile ifade etmişlerdir.</p>
<p>Muttakî olmayan mü&#8217;minin âhiretde nasîbi muttakî olana göre azdır. Bazı ârifler demişlerdir ki:</p>
<p>&#8220;Dünya fenâ bulan bir altın, âhıret de fenâ bulmayan bir çanak çömlek kabilinden basit bir şey olsa idi âhiret dünyadan yine de hayırlı olurdu. Kaldı ki dünya fenâ bulacak bir toz toprakdan ibâret, âhiret fenâ bulmayan bir altın gibidir.</p>
<p><strong>Süfyan bin Uyeyne</strong>&#8216;den rivâyet olunduğuna göre: &#8220;Mü&#8217;min hasenâtının mükâfatını hem dünyada görür hem de âhiretde, fâcir ise dünyada menfaatlenir, âhiretde ise nasîbi yokdur, dedi ve:</p>
<p><strong>&#8220;Biz rahmetimizi kime dilersek ona nasîb ederiz. Yaptığı işi rızâ-yı Hakka muvafık yapma gayreti içinde olanların ecrini zayı&#8217; etmeyiz!&#8221; </strong>(Yusuf sûresi: 56) ayetini okudu.</p>
<p><strong>İbrâhim bin Edhem</strong>&#8216;den hikâye olunduğuna göre, bir gün hamama girmek istemiş, sâhibi ücretsiz sokmamışdı. İbrâhim ağladı ve:</p>
<p>Şeytan evine ücretsiz sokmuyorlar, enbiyâ ve sıddîkler evine nasıl olur da ücretsiz sokarlar? Dedi.</p>
<p>Ya&#8217;kub -aleyhisselâm-:</p>
<p>Mü&#8217;minin Allah&#8217;a tevekkül ve itimad etmesi, gayrilerin hıfz u emânına güvenmemesi lâzımdır. Çünkü Allah&#8217;dan gayri her şeyin kendisi hıfz edilmeye muhtacdır.</p>
<p>Allah Teâla ise zâtıyle kâim olub başka hiç bir kimseye, hiç bir şeye muhtac değildir. Nitekim Yûsuf&#8217;u kuyuda o muhafaza etmişdir.</p>
<p>Kezâ Danyal -aleyhisselâm-&#8217;ı Buhtunnasr kuyuya attırıp üzerine de iki arslan bırakınca arslanlar ona zarar vermediler ve hizmetine koyuldular.</p>
<p>Cibrîl gelib:</p>
<p>Ya Danyal diye seslendi. Danyal:</p>
<p>Sen kimsin? Deyince Cibrîl:</p>
<p>Ben Rabbinin gönderdiği elçiyim. Bak sana taâm gönderdi, dedi. Danyal da:</p>
<p>Kendisini zikredeni unutmayan ve onu her yerde hıfz eden Allah&#8217;a hamd ü senâlar olsun, dedi.</p>
<p>Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım iki ayağı üzerinde yürüyenlerin, dört ayağı üzerinde yürüyenlerin, karnı üzerinde yürüyenlerin (sürünenlerin) şerrinden sana sığınırım,&#8221; buyurmuşlardır.</p>
<p>Ya&#8217;kub -aleyhisselâm- evvelâ Yûsuf hakkında:</p>
<p>&#8220;Onu kurt yemesinden korkarım&#8221; demişdi. Kardeşleri gelib &#8220;Kurt yedi&#8221; demeleriyle Ya&#8217;kub mübtelâ kılındı. Bünyamin hakkında da: &#8220;Siz yol kesicilier tarafından çevrilmedikçe onu bana getireceğinize söz verirseniz onu sizinle bırakırım&#8221; dedi. Değiği gibi de oldu, hem onlar ihâta olundular, hem de Bünyamin onlara verilmedi.</p>
<p>&#8220;Belâ ağızdan çıkan söze bağlıdır.&#8221;</p>
<p>Fakat neticede: <em>&#8220;Allah ne güzel hıfz edicidir&#8221; </em>dedi, Allah da onları hıfz edeceğini va&#8217;d etti.</p>
<p>Kula gereken şey, şu dünyada itibâr olunacak, yapılacak sebebler ile hiçbir zaman itimad olunmayacak sebebleri ve ancak kulluk için yapışılması zarurî olan sebebleri birbirine karışdırmadan her birini yerli yerince bilmeli ve takdîrine rızâ ile bağlanmalı, tedbîrini alıb Allah&#8217;a itimad etmeli ve ondan gayri her şeyden ümîdini kesmelidîr.</p>
<p>Sebebe sarılmayı terk etmek yiğitlik değildir. Asıl yiğitlik sebebe sarıldıktan sonra hiç bir an Allah&#8217;dan irtibatını kesmeden himmetini âlî tutarak yolda yürümekdir. Burada tecrid şarttır. Yani sebebe sarılmakla birlikde Allah&#8217;dan gayri hiç bir kimseden bir şey beklememek, yani insanların yardımını Allah&#8217;ın yardımına perde yapmamak. Çünkü insanların yardımı da ancak Allah&#8217;ın lûtfuyle olmakdadır.</p>
<p><strong>Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî </strong>-kuddise sirruhu- buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Yiyecek ve içecek imkânı olmayan bir yere düşen bir kimse günde kırk kere <strong>&#8220;Yâ Samed&#8221; </strong>ism-i şerîfini okumağa devam etsin, Samediyyet, yeme ve içme zaruretinden müstağnî bulunmak demekdir ki ihlâs ile buna devam edene Cenâb-ı Hak Es-Samed ism-i Celîlili ile açlık ve susuzluğun acısını duyurmaz, müstağnî kılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/02/24/allaha-siginmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

