﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sami Efendi İlim ve Kültür Yardımlaşma Vakfı</title>
	<atom:link href="http://www.samiefendi.org/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.samiefendi.org</link>
	<description>Hayır sahiplerinden ihtiyaç sahiplerine köprü olmak...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 18 Feb 2012 07:40:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Selâmet-i Kalb İle&#8230;</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/02/18/selamet-i-kalb-ile/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/02/18/selamet-i-kalb-ile/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Feb 2012 07:40:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=544</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ buyuruyor: &#8220;Ölülerin kabirlerinden kalktıkları o günde mal ve evlâd menfaat vermez; ancak Cenâb-ı Allah&#8217;a selâmet-i kalb ile gelen kimse menfaat görür.&#8221; (Şuârâ sûresi; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ buyuruyor:</p>
<p><em>&#8220;Ölülerin kabirlerinden kalktıkları o günde mal ve evlâd menfaat vermez; ancak Cenâb-ı Allah&#8217;a selâmet-i kalb ile gelen kimse menfaat görür.&#8221; </em>(Şuârâ sûresi; 88-89)</p>
<p><em>Kalb-i selim:</em> Kibir, hased, hubb-i mal, hubb-i câh gibi ahlâk-ı zemimeden temizlenmiş bir kalptir. Bir kimsenin kalbinde zerre kadar kibir oldukça cehennem narıyla yanıp temizlendikçe cennete giremiyeceğini Aleyhi&#8217;ssalâtü ves&#8217;s-selâm Efendimiz:<em> &#8220;Kalbinde zerre ağırlığınca kibir bulunan kimse cennete giremez&#8221;</em>buyurarak haber veriyor. Bu duruma göre kalb, kibirden tathir olmadıkça selim olmaz.</p>
<p>İblis de nice yıllarca ibâdet etmiş olduğu halde kibrinden dolayı Hakk&#8217;ın huzurundan kovuldu. Kezâ kalbdeki hubb-i mal da mü&#8217;minleri Cenâb-ı Hakk&#8217;a ibâdetten alıkoymaktadır.</p>
<p><em>- &#8220;Ey mü&#8217;minler! Mallarınız ve evlâdınız sizi Cenâb-ı Allah&#8217;ın zikrinden ve farz olan ibâdetinizi edâdan alıkoymasın. Eğer bir kimsenin malları ve evlâdıferâiz-i ilâhiyyeyi edâdan, zikrullahdan alıkor, meşgul ederse onlar hâsirindendirler.&#8221; </em>(Münâfıkun sûresi; 8)</p>
<p>İşte kalbin hastalıklarından biri de hubb-i dünyadır. Nitekim hadis-i şerifte:</p>
<p><em>-Dünya muhabbetiyle kalbinizi işgal edip de Cenâb-ı Hakk&#8217;ın ibâdetinden zikir ve muhabbetinden ta&#8217;til etmeyiniz&#8221;.<strong> </strong></em>buyurmuştur. Yine:</p>
<p><em>-Bir kimse uykudan uyanır uyanmaz seherde her şeyden evvel dünyayı düşünürse Cenab-ı Allah onun işini perişan edip rahatını selbeyler, </em>buyurulmuştur.</p>
<p>Sabah namazı zamanı, seher vakti Cenâb-ı Hakk&#8217;a ibadet, duâ ve niyaz zamanıolduğu halde mü&#8217;minin bunları terk ile dünya endişe ve muhabbetiyle kalbini meşgul etmesi bir nev&#8217;i Cenâb-ı Hak&#8217;tan kalben yüz çevirmesi demek olmuş oluyor.</p>
<p><em>-Dünya muhabbeti her günahın başıdır. Dünyaya muhabbet günah-ı kebâirin en büyüğüdür. </em>Nitekim dünyaya ziyâde muhabbet sebebiyle her türlü menhiyyat irtikâb edildiği görülmektedir.</p>
<p>Ehl-i hakikat dünyayı şöyle ta&#8217;rif etmişlerdir:</p>
<p>&#8220;Dünya nedir? Dünya insanı Allah&#8217;dan gâfil edip alıkoyandır. Yoksa ne altın ve gümüş ve ne de evlâd ü ıyal dünya değildir. Meğer ki, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın ibadetinden alıkoysun. Kalbi Cenâb-ı Hakk&#8217;ın muhabbetinden ve ibadetinden alıkoymadıkça bunlar dünya değildir.&#8221;</p>
<p>Nitekim <strong>Abdü&#8217;l-Kadir Geylânî </strong>-kuddise sirruh- öyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;Mal, para, servet cepte, kasırda, evde ve mağazada câizdir. Fakat kalbde caiz değildir. Mü&#8217;minin kalbi nazargâh-ı ilâhîdir.&#8221;</p>
<p>Cenâb-ı Hak -azze ve cell- Hazretlerinin nazarı da daima mü&#8217;minlerin kalbinedir. Nitekim hadis-i şerif&#8217;de buyurulmuştur:</p>
<p>-Cenâb-ı Hak -azze ve cell- sizin cisminize, zâhiri kalıbınıza ve sûretinize nazar etmez. Belki kalbinize nazar eder.</p>
<p>İşte bu hadis-i şerifde amel ile kalb birlikde buyurulmuştur ki amel de kalbin tercümanı, alâmet ve nişanıdır. Nitekim diğer hadis-i şeriflerde:</p>
<p><em>-Her şeyin bir alâmeti vardır. İmanın alâmeti de namazdır. </em>buyurulmuştur. Pek çok ayet-i celîlede de ekseriyyetle: &#8220;İman edenler ve sâlih amel işleyenler&#8221; buyurulmuştur ki, iman ile amel daima birbirine mukarin ve mülâzimdir. Zira amel, ibâdet ve taata devam, imânı kuvvetlendirir.</p>
<p>-Her ümmetin helâkini mûcib bir fitne vardır. Benim ümmetimin sebeb-i helâki ise dünya malıdır.</p>
<p>-Tahkikan bu altın ve gümüş sizden evvel gelen ümmeti helâk etti. Siz de buhul, hırs, tefâhurdan ictinap etmediğiniz takdirde sizin helâkinize de sebeb olur.</p>
<p>-Cibril -aleyhisselâm- bana dedi ki: Ya Muhammed! Dilediğin tarzda yaşa, muhakkak öleceksin. Dilediğin kimseyi sev, muhakkak ondan ayrılacaksın, dilediğini işle, ne işlersen hayr u şerr onu bulacaksın.</p>
<p>Bu hadis-i şerif ümmetine ta&#8217;lîmdir. Binaenaleyh hayr veya şerr işleyen onu kendisi bulacaktır. Sevdiği şeyden ayrılacak ve ölecektir. Nitekim şu âyet-i celîle dünya hayatını temsil ediyor:</p>
<p>&#8220;Ey mükellef insanlar siz iyi biliniz ki, dünyâ hayâtı ehl-i gafletin oynadığı bir takım bâtıl oyuncak; müddet-i ömürlerinde nefislerini faydasız meşakkate dûçar eden bir lehv, nefislerinizin arzu ettiği ziynet ve hayâlât kabilinden lezzet ve şehevat-ı hayvaniyye, yekdiğeriniz arasında mal, servet ve mansıb ile böbürlenmek ve evlâd çoğaltmaktan ibârettir. Halbuki bunlarla iftihar ve sevinmek şu yağmura benzer ki, yağmur yağar otları ekinleri bitirir, biten otların ekinlerin letâfeti güzelliği kâfirleri teâccübe sevkeder. Sonra o kâfirler görür ki otsuz, ekinsiz, kurumuş, sararmış, solmuş, yüzüne bakılmaz bir hale gelmiş.Rüzgâr, sararmış çöp, saman ve otları havaya savurup hiç faydasız bir halde mahv u nâbûd eder gider. İşte insanın dünyada geçirdiği hayâtı da buna benzer. Nitekim insan da ölünce ölüsü ibret bahş bir şekilde yüzüne bakılmaz bir hale geldiği gibi dünyanın bekası yoktur. Binaenaleyh hayât-ı dünyaya aldanıp da ömrünü âmâl-i sâlihadan mahrum bırakarak gafletle geçirenlere de ahıretteşiddetli azab vadır. Ve itâat eden dostlarına da mağfiret-i ilâhi ve rızâ-ısübhânî vardır. Netice, hayât-ı dünya, ona aldanıp mağrur olanlara azıcık bir menfaatden ibarettir. (Hadid sûresi; 20)</p>
<p>Bu yüzden akıllı olana yakışan dünyanın çer-çöpüyle uğraşarak nefsi yormamaktır; zirâ rızık maksumdur. Hiçkimse bu maksûm rızıktan fazlasına ulaşamayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/02/18/selamet-i-kalb-ile/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mahmud Sâmi Ramazanoğlu (k.s.) Hazretlerinden Hâtıralar</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/02/12/mahmud-sami-ramazanoglu-k-s-hazretlerinden-hatiralar/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/02/12/mahmud-sami-ramazanoglu-k-s-hazretlerinden-hatiralar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 08:35:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[Derviş Sâmi Yazarsınız Hak dostları, bulundukları toplum için rahmete vesiledir. Onlar; edep, nezaket, zarafet ve takvaları ile Hak katında kıymet kazanmış mümtaz şahsiyetlerdir. Onlar; Allah’ın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derviş Sâmi Yazarsınız</p>
<p><em>Hak dostları, bulundukları toplum için rahmete vesiledir. Onlar; edep, nezaket, zarafet ve takvaları ile Hak katında kıymet kazanmış mümtaz şahsiyetlerdir.</em></p>
<p><em>Onlar; Allah’ın ve sevgili Habib’inin dostluğunu kazanmış yiğitlerdir.</em></p>
<p><em>Şubat ayı; Sultanü’l-ârifin Ramazanoğlu Mahmud Sâmi kuddise sırruh Hazretlerinin Yüce Rabbimize vuslat ayıdır.</em></p>
<p><em>Her sene o büyük Allah dostuyla ilgili duyduğumuz veya bize ulaşan yeni hatıraları sizlerle paylaşmak bizler için büyük mutluluk oluyor elhamdülillah.</em></p>
<p><em>Rabbimiz cümlemize o hayat ölçüsü hatıralardan istifadeler nasib eylesin.</em></p>
<p><em>Ruh-ı âlîlerini Fatiha’lar, Yasin’ler ve İhlas-ı şerif’ler okuyarak şâd eylesin.</em></p>
<p>Merhum <strong>Mustafa Alemdar</strong> amcadan naklen merhum <strong>Mustafa Eliboyalı</strong> amcanın şu hatırayı anlattığını <strong>Dr. Adem Ergül </strong>bey bahsetmişti.</p>
<p>Yurtdışından gelen bir misafir Sâmi efendi hazretlerini ziyaret edip sohbetlerinde bulunmak ister.</p>
<p>Muhterem üstaz (k.s.) hazretlerinin devlet hânesinde bir sohbete katılır.</p>
<p>Üç-beş kişiyle yapılan sohbetten misafir çok etkilenmiş olacak ki şöyle bir talepte bulunur:</p>
<p>“Efendim bugünün hatırası olarak burada bulunanların isimlerini bir kağıda yazsam da memlekete gidince o isimlere bakarak, bu meclisi hatırlasam,” diye muhabbetini ortaya koyar.</p>
<p>Muhterem üstaz (k.s.) hazretleri de “Peki,” buyurur.</p>
<p>Misafir çıkınca sohbette bulunanların isimlerini yazmaya önce Sâmi efendimizden başlar ve şöyle sorar:</p>
<p>“– Efendim ne yazalım?” der.</p>
<p>Muhterem üstaz (k.s.) hazretleri tebessüm ederek, “Sâmi Ramazanoğlu yazarsınız,” buyurur.</p>
<p>Misafir tekrar bir talepte daha bulunur:</p>
<p>“– Efendim, isminizin önüne arkasına ne yazalım, zât-i alinizi nasıl tanıtalım?”</p>
<p>Muhterem üstaz (k.s.) hazretleri tekrar mütebessim bir yüzle: “Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu, yazarsınız,” buyurur.</p>
<p>Misafirin gönlü mutmain olmamıştı. Muhterem üstaz (k.s.) hazretlerini daha kapsamlı bir şekilde tanıtacak bir ifadenin yazılması gerektiğini düşünmüştü. Arzusunu şu şekilde dile getirmişti:</p>
<p>“– Efendim, zat-i alilerinizi şöyle tanıtsak, ‘Nakşi meşayihinden Mahmud Sâmi Ramazanoğlu’ diye yazsak” der.</p>
<p>Muhterem üstaz (k.s.) hazretleri yine tebessüm ederek:</p>
<p><em>“– Olamadık ama&#8230; Öyleyse&#8230; Derviş Sâmi diye yazarsınız,”</em> buyurur.</p>
<p>“-Sâmi Efendi hazretleri bu derece mahviyyet sahibi bir mürşid-i kâmildi.</p>
<p>Sade bir mümin gibi hayat yaşadı.”</p>
<p>ALLAH’IN TAKSİMİNİ KABUL ETMEK</p>
<p>Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretlerinin sohbetinde bulunan merhum mimar, mühendis Sâdi Özayan Bey vardı.</p>
<p>İstanbul’da Kozyatağı semtinde, Ankara asfaltına yakın bahçeli bir evde otururlardı.</p>
<p>Erkam Yayınları’nın kurulduğu yıllarda bir gece Sâdi ağabeyimizi ziyarete gitmiştik.</p>
<p>Muhterem Üstaz ile ilgili çok güzel hatıralar nakletmişti.</p>
<p>Bu hatıralardan bir kaçı çok dikkat çekiciydi.</p>
<p>Muhterem Ali Hüsrevoğlu bey o hatıraları Konya’da bir arkadaş gurubuna anlatmıştı.</p>
<p>Oradaki kardeşler, bunları yeni duyuyoruz, çok önemli ve dikkat çekici, dergimizde yayınlansa talebinde bulunmuşlardı.</p>
<p>İşte o hatıraları kendisi şöyle anlatmaktadır:</p>
<p>“1980 yılında Sami Efendimiz Medine-i Münevvereye hicret ettikten sonra hatırası bulunan ağabeylerimizi ziyaret edip dinlediklerimizi yazmayı planlamıştık.</p>
<p>Ziyaretleri muhterem Abdullah Sert, Hasan Kâmil Yılmaz, Mustafa Eriş ve Ali Hüsrevoğlu yapıyorlardı.</p>
<p>Program gereği hatırası olan ağabeylerimizden <strong>Mühendis Sâdi Özayan Bey</strong>’i evinde ziyaret ettik.</p>
<p>Bizleri sevgi dolu güler bir yüzle kabul ettiler.</p>
<p>Hoş-beşten sonra sohbet Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretleriyle tanışmalarına geldi.</p>
<p>O büyük Allah dostunun sohbetlerinden, hâtıralarından anlatmasını istirham ettik.</p>
<p>Birçok hatırası içerisinden seçerek şunları anlatmıştı:</p>
<p>“-Yeni intisab ettiğim günlerdi.</p>
<p>Kayın pederim rahmetli olmuştu.</p>
<p>Refîkam hanımefendi, babasının vefatı üzerine ondan kalan mirası erkek kardeşiyle eşit paylaşmakta diretiyordu.</p>
<p>“Bu bana kanunun verdiği bir haktır.</p>
<p>Kesinlikle başka laf kulağıma girmez” diyordu.</p>
<p>Ben duruma baktım, kendime göre bir çözüm bulamadığım için “problemini kardeşinle hallet” dedim ve aradan çekildim.</p>
<p>Fakat bir türlü kalbim rahat değildi.</p>
<p>Onların sıkıntıları zihnimi, gönlümü meşgul ediyordu.</p>
<p>O günlerde Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretlerinin sohbetlerine büyük bir heyecanla devam ediyordum.</p>
<p>Eşimin kardeşiyle tartışıp inatlaştığı ve evde huzurumuzun kalmadığı bir gündü.</p>
<p>Ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilemiyordum.</p>
<p>Bu gönül darlığı ve zihnî meşguliyet içerisinde Muhterem Üstaz’ımızın huzuruna gidip sohbetine katılmıştım.</p>
<p>Tatlı tatlı sohbetini dinlerken, nazarlarını arada bir fakire yönlendirerek şu kıssayı anlatmışlardı:</p>
<p><strong>Hazret-i Ali</strong> (r.a.) zamanında zengin bir hanımefendi ile hizmetlisi kadın aynı anda doğum yapıyorlar.</p>
<p>Zengin hanım ebeye kız mı oğlan mı diye soruyor.</p>
<p>Ebe de çocuğunun kız olduğunu söylüyor.</p>
<p>Hizmetlinin nesi oldu, diyor.</p>
<p>Onun da oğlu olduğunu söylüyor.</p>
<p>Hanımefendi ebeye:</p>
<p>“Hemen çocukları değiştir” emrini veriyor.</p>
<p>Ebe de oğlan annesinin henüz kendine gelmemiş olmasını fırsat bilerek çocukları değiştiriyor.</p>
<p>Kızı hizmetlinin yanına, erkeği de hanımefendinin yanına yatırıyor.</p>
<p>Bu çocuklar kısa zamanda büyüyüp şekil ve şemailleri belli olmaya başlıyor.</p>
<p>Annelerine-babalarına benzerlikleri ortaya çıkıyor.</p>
<p>Hizmetli kadın, kız çocuğunu bir türlü benimseyemiyor ve kabullenemiyor.</p>
<p>Gönlü ona hiç ilgi duymuyor.</p>
<p>Sanki içinden bir ses ona şöyle sesleniyor:</p>
<p>“Bu işte bir hile var. Benim çocuğum erkek olmalı” diyor.</p>
<p>Çünkü kız ona benzemiyor, erkek de saraylılara hiç benzemiyor.</p>
<p>Bu durumun tahkiki için kocasını zorlayarak Hazret-i Ali (r.a.)’ye müracaat ediyor.</p>
<p>Davaya bakan Hazret-i Ali (r.a.) ağırlıkları birbirine tam tamına eşit iki fincan istiyor.</p>
<p>Bunlardan her birine bir annenin sütünün konulmasını ve üzerlerine süt kime aitse onun adının yazılmasını emrediyor.</p>
<p>Fincanların da darasını alıp bir kenara yazıyor.</p>
<p>Davaya katılanların huzurunda sütleri tarttırıyor ve oğlan annesinin sütü daha yoğunluklu geliyor.</p>
<p>Gramı fazla gelen sütün fincanında hizmetli kadının ismi yazılı olmakla erkek çocuğun bu anneye, kızın da zengin hanımefendiye aid olduğunu hükme bağlıyor.</p>
<p>Sâmi Efendimiz olayı buraya kadar anlattıktan sonra Sâdi Bey’e dönerek:</p>
<p><em>“Sâdi Bey, bakınız, Cenâb-ı Hak erkeği anne karnında yaratırken rızkını kızın iki katı değerinde yaratıyor.</em></p>
<p><em>Bu fıtrat kanunu olarak böyledir.</em></p>
<p><em>Miras taksimini de Kur’an’da bizzat Cenâb-ı Hak kendisi yapmış.</em></p>
<p><em>Bu konuda yöneticilere ve kullara bir yetki alanı bırakmamıştır.</em></p>
<p><em>Eşinize söyleyin, Allah’ın bu taksimini kabul eden bir Müslüman olsun ve kardeşiyle tartışmayı bırakıp babasından kalan mirası Allah’ın emrettiği şekilde paylaşsın”</em> diyor.</p>
<p>Sâdi Bey, bu konuda kendisine hiçbir şey arzetmediği Üstazından bu mesajı alır almaz soluk soluğa evine koşup “Hanım Allah’ın taksimini kabul eden bir Müslüman ol” diyor.</p>
<p>Eşinin “Ben Müslüman değil miyim, sen nasıl konuşuyorsun?” demesi üzerine Sâdi Bey kendinden emin ve kararlı şekilde:</p>
<p>“-Bak hanım, sen kardeşinle haksız yere tartıştın ve onu kırdın. Kendi aranızda halledersiniz diye düşündüm ve karışmadım.  Bu konuda da kimseye bir şey söylemedim. Üstâzıma da hiç bir şey bahsetmedim.</p>
<p>Ama bugün Üstazımız’ın huzuruna gidince, sohbetten sonra bana dönerek sana söylemem gereken sözleri bana emanet etti ve seni Müslüman olmaya davet etti. Karar sana aid.  Bu mesajı nasıl algılıyorsan ona göre davran. Babanın malında benim hissem yok.Mal size aid” dedim.</p>
<p>Eşim bu sözlerden fevkalade etkilenerek tevbe istiğfar etti ve babasından kalan mirasın Allah’ın emrine göre taksimini kabul etti.</p>
<p>BİR DUA YAPSAK</p>
<p>Muhterem Üstaz (k.s.) hazretlerinin huzur halinde yemek yeyişini ve çevresindekilerine göstermiş olduğu yakın alaka ile ilgili şu hatırayı da merhum <strong>Osman Kılıç</strong> abimizden naklen muhterem<strong>Abdullah Sert</strong> abi şöyle anlatmışlardı:</p>
<p>“-Osman Kılıç abimiz bir defasında Bursa’da Muhterem Üstaz (k.s.) hazretleri ile birlikte yemekte bulunmuş.</p>
<p>O sofrada bir meczub bir de âmâ kardeşimiz varmış.</p>
<p>Cezbeli kardeş yemeği hızlı yiyor âmâ da sakin ve yavaş yiyormuş.</p>
<p>Herkes yemeğine huzurla devam ederken meczub kardeş tabağına konan yiyecekleri süratle yiyerek çabucak bitirmiş.</p>
<p>Sâmi Efendimiz de nazarlarını etrafındakilere gezdirerek yavaş yavaş, huzurla yemeğe devam ediyormuş.</p>
<p>Bir taraftan bitirenleri bir tarafdan da âmâ kardeşimizi gözetliyormuş.</p>
<p>Onun da yemeğini bitirmesini bekliyormuş.</p>
<p>Meczub kardeşimiz acele davranarak Muhterem Üstaz (k.s.) hazretlerine:</p>
<p>“-Efendim! Bir dua etsek!..” demiş.</p>
<p>Muhterem Üstaz (k.s.) hazretleri devamlı nazarlarıyla sofrayı kontrol ediyormuş.</p>
<p>Herkesin yemeğini bitirmesini ve bilhassa o âmâ kardeşimizi bekliyormuş.</p>
<p>Meczub kardeş de yerinde duramıyor ve:</p>
<p>“-Efendim! Bir duâ etsek!..” diye ısrar ediyormuş.</p>
<p>Muhterem Üstaz (k.s.) hazretleri huzurunu bozmadan sükut ediyor ve göz ucuyla da o âmâ kardeş bitirdi mi diye kontrol ediyormuş.</p>
<p>Onun yemeği bitirdiğini görünce o meczub kardeşe doğru dönmüş ve:</p>
<p><em>“- Şimdi yap duânı!..”</em> buyurmuş.</p>
<p>Allah dostları en zayıf evladını bile asla ihmal etmezlerdi.</p>
<p>Meclislerde birlikte hareket etmenin rahmete vesile olacağını bilirlerdi.</p>
<p>Her halimizin bir eğitim olduğunun bilinmesini isterlerdi.</p>
<p>Oturuşumuz, kalkışımız, yemek yeyişimiz, sohbet edişimiz, ibadetlerimiz bizleri eğitmek içindi.</p>
<p>Bir sevgi potasında bizleri eriterek güzel kul olarak şekillendirmeyi arzu ederlerdi.</p>
<p>İnsana değer vermeyi, hiçbir kimseyi aşağı görmemeyi bizlere öğretirlerdi.</p>
<p>Her an Rabbimizin huzurunda olduğumuzun şuuru içerisinde hareket edilmesi gerektiğini bizzat kendi yaşayışlarıyla böyle müşahhas olarak bizlere gösterirlerdi.</p>
<p>Muhterem Üstaz (k.s.) hazretlerinin her hali edebdi!</p>
<p>Her sözü hikmet, her hareketi, her davranışı ne güzel örnekti!..</p>
<p>Âile Reisi de Böyle Olmalı!..</p>
<p>Kırşehir’li muhterem <strong>İbrahim Turan</strong> abimiz anlatmıştı.</p>
<p>Kerimeleri Erenköy’de Güllü Köşkte hizmette iken Sami Efendimizin bir hatırasını şöyle nakletmişler:</p>
<p>Bir gün Muhterem Üstaz Mahmud Sâmi Ramazanoğlu kuddise sırruh hazretleri odasının penceresinden bahçeye bakıyordu.</p>
<p>O sırada tavuklar için yem atılmıştı.</p>
<p>Bahçedeki bütün hayvancıklar yem tarafına doğru koşuşmuş ve yemin üzerine üşüşmüşlerdi.</p>
<p>Bu arada horozların hareketi dikkatlerini celbetmişdi.</p>
<p>Horozlar iki ayaklarıyla yemleri tavuklar tarafına doğru saçıyordu.</p>
<p>Önce tavukların yemesi için uğraşıyordu.</p>
<p>Muhterem Üstaz (k.s.) hazretleri horozların bu hareketinden ibretli bir ders çıkartarak:</p>
<p>“-Ömer nerede? Ömer Beyi çağırın” buyuruyor.</p>
<p>Hayvanatın arasındaki muhabbet, yardımlaşma ve birbirini himayesi hoşuna gidiyor.</p>
<p>Damadı Ömer Kirazoğlu bey yanına gelince ona bahçedeki manzarayı gösteriyor ve:</p>
<p>Horozların tavukları nasıl himaye ettiğini, onlara nasıl yardımcı olduğunu göstererek:</p>
<p><em>“- Evlâdım Ömer! Âile reisi de böyle olmalı…” </em>buyuruyor.</p>
<p>Az Ateşle Yemek Pişmez</p>
<p>1956 Yıllarında Muhterem Üstaz (k.s.) hazretleriyle tanışan Kayserili merhum <strong>Mustafa Eliboyalı</strong>abimiz vardı.</p>
<p>Edeb ve nezaket timsali, muhabbet dolu bir gönül adamı idi.</p>
<p>Çok mütevazi bir hayat yaşardı.</p>
<p>Zaman zaman kardeşlere; “Büyüklere karşı muhabbetim tamdı ama tembeldim” diye latife ederdi.</p>
<p>O ağabeyimizden dinlediği hatırayı muhterem <strong>Ebubekir S. Yücel</strong> bey şöyle nakletmişlerdi:</p>
<p>“- <strong>Mustafa Eliboyalı</strong> amca Muhterem Üstaz (k.s.) hazretlerini ziyaret etmek için İstanbul’a gider.</p>
<p>Erenköy’de <strong>Mehmed Öztürk </strong>amca’nın evinde sohbete katılır.</p>
<p>Sonra özel olarak bir görüşme yaparlar.</p>
<p>Sami Efendimiz ona dersinin nerede olduğunu ve adedini sorar.</p>
<p>Hacı abimiz dersinin nerede olduğunu ve adedini söyledikten sonra, Sami Efendimiz (k.s) hazretleri şöyle buyurur:</p>
<p><em>“Az ateşle yemek pişmez. Letâiflerin gelişmesi için bu zikir az. Gayret edelim, çok zikredelim. Şaban Efendi’ye söyleyin zikrinizin adedini artırsın”</em> diye işaret buyurur.</p>
<p>Sonra nafile namaz ve oruçlar konusunda özellikle pazartesi ve perşembe oruçlarıyla ilgili olarak da hatırlatmalarda bulunurlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mustafa Eriş<br />
Altınoluk 2011 &#8211; Şubat, Sayı: 300, Sayfa: 013</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/02/12/mahmud-sami-ramazanoglu-k-s-hazretlerinden-hatiralar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onların Dînine Uymadıkça</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/02/12/onlarin-dinine-uymadikca/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/02/12/onlarin-dinine-uymadikca/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Feb 2012 07:39:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=542</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâla buyuruyor: &#8220;Yâhûdiler ve Hıristiyanlar, sen onların dinine tamamen uyuncaya kadar asla Senden râzı olmayacaklardır. De ki: Allah&#8217;ın gösterdiği yol yok mu, işte doğru ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâla buyuruyor:</p>
<p>&#8220;Yâhûdiler ve Hıristiyanlar, sen onların dinine tamamen uyuncaya kadar asla Senden râzı olmayacaklardır. De ki: Allah&#8217;ın gösterdiği yol yok mu, işte doğru yolun tâ kendisidir o. Eğer, vahiy ile Sana gelen bunca ilimden sonra onların hevâ ve heveslerine uyacak olursan and olsun ki Allah tarafından Senin için ne bir dost, ne de bir yardımcı bulursun.</p>
<p>Biz kendilerine kitap verip de onu okunması gerekdiği şekilde okuyanlar ona iman edenlerin tâ kendileridir. Kim ona küfür ederse onlar da maddi ve mâ&#8217;nevi en büyük zarara uğrayanların tâ kendileridir.</p>
<p>Ey İsrâil Oğulları! Size ihsan etdiğim bunca ni&#8217;metimi ve sizi bir zaman için âlemlere tafdil etdiğimi (tekrar) hatırlayın!</p>
<p>Ve artık o günden korkun ve sakının ki, hiç bir kimse, kimse nâmına bir şey ödeyemez, kimseden bedel kabul olunmaz. Kimseye de şefaat bir fâide vermez. Ve onlara başka herhangi bir yardım da edilmez.&#8221; (Bakara Sûresi: 120 &#8211; 123)</p>
<p>Cenâb-ı Hakk Yahûdilerin kıblenin tahviline karşı vuku bulan i&#8217;tiraz ve muhalefetlerini beyândan sonra buyuruyor ki:</p>
<p><em>&#8220;Artık Sana bu hususda ittiba&#8217; edeceğin bir bilgi geldikden sonra onların meyillerine; yollarına uyarsan Sana Allah tarafından bir dost da bir yardımcı da yoktur.&#8221;</em><strong> </strong>(Bakara Sûresi: 120)</p>
<p>Bir mü&#8217;min, ehl-i hevâ ve ehl-i bid&#8217;atın türlü tezvirat ile dolu yollarına tâbî&#8217; olmaz ve öyle kimselerle arkadaşlık kurmaz, onların sözlerine ve fiillerine iştirak etmez. Nitekim hadîs-i Şerîfde:</p>
<p><em>&#8220;- Kim bir kavmin amellerine tâbi olursa onların zümresi içinde haşrolunur&#8221; </em>yani onların cemaatına dahil kabul edilir ve kıyâmet gününde onların amellerinden de mes&#8217;ul tutulur. Kendisi onların amellerini işlememiş olsa bile&#8230; Çünkü hâliyle onların amellerine rızâ göstermekle onlara iştirâk etmiştir.</p>
<p>Mühim hususlardandır ki insan bazen bir öldürme (katl), bir zinâ işine hiç müdahale etmemiş, hiç yaklaşmamış olmasına rağmen günâhına iştirak eder. Bu kendisi yapmamakla berâber o işin fâilinden memnun ve o işin yapılmasından mesrur olmasından dolayıdır. Nitekim hadîs-i şerifde:</p>
<p>&#8220;Kim bir ma&#8217;siyeti müşâhede eder de ondan tiksinerek ne olurdu bu iş olmasa idi derse kendisi orada yokmuş gibi muâmele görür. Bir ma&#8217;sıyetin vuku&#8217;u esnâsında orada olmayarak vuku&#8217;undan sonra gıyaben memnun olan kimse de o ma&#8217;sıyete iştirak etmiş gibidir.&#8221;</p>
<p>Bir zarurete mebni ma&#8217;sıyet meclisinde bulunmak yahud elinde olmayarak bir ma&#8217;sıyet meclisiyle karşı karşıya gelmek kalben bir meyli olmadığı müddetce memnu&#8217; değildir. Ancak işini sür&#8217;atle görüp oradan sür&#8217;atle uzaklaşmalıdır.</p>
<p>Bir ma&#8217;sıyet meclisinde oraya meyil ederek bulunmak ise şer&#8217;an memnu&#8217;dur. Selef-i salihîn ma&#8217;sıyet meclislerinde bulunmakdan sakınırlar, bid&#8217;at ve dalalet ehlinden uzak dururlardı.</p>
<p>Rivâyet olunur ki <strong>Abdullah ibn-i Mübârek</strong>&#8216;i vefâtından sonra birisi rü&#8217;yasında gördü. Kendisine:</p>
<p>- Rabbin sana nasıl muâmele etti? diye sordu. İbn-i Mübârek dedi ki:</p>
<p>- Bir bid&#8217;atciye yumuşak bakdığım için beni otuz sene bekletdi ve dedi ki: &#8220;Sen benim dînimin düşmanını düşman edinmedin,&#8221; Hal böyle olunca işini gördükden sonra zâlimlerle uzun uzadıya oturmak nice olur. Ki âyet-i celîlede:</p>
<p><em>&#8220;Maslahatı görüşdükten sonra artık zâlimler güruhu ile hiç oturma, (hemen kalk!)&#8221;</em> (En&#8217;am Sûresi: 68) buyrulmuşdur.</p>
<p>Halkın fesâda, ümmetin ihtilâfa düşdüğü bir zamanda Seyyidü&#8217;l-enbiyâ-sallallahu aleyhi ve sellem-&#8217;in sünnetine sarılana hadis-i şerîfde beyân olunduğu vechile yüz şehid sevâbı vardır. Yine hadîs-i şerîfde buyrulmuşdur ki:</p>
<p><em>- &#8220;İnsanlar üzerine bir zaman gelecek ki sünnetim eskitilir, bid&#8217;atler yenilenir. Kim böyle bir günde sünnetime ittiba&#8217; ederse garîb kalır ve yalnız kalır. İnsanların düşdüğü bid&#8217;ate tâbi olursa en az elli veya daha fazla arkadaş bulur. Böyle bir arkadaşlığın te&#8217;siri ise büyükdür.&#8221;</em> Yani insanıkısa zamanda dalâlete düşürür.</p>
<p>İnsanın ahlâkı, bulunduğu muhîte göre şekillenir. İnsan, ahlâken bozuk bir muhitte bulunuyorsa, ondaki hilm, kerem, insanlık, doğruluk, hayâ, iffet, sabır veşükür gibi güzel hasletler, şeytanî ve hayvanî ahlâka dönüşür. Hevâ, heves veşehvetleri yok etmek için gayret eden insan, değerli ahlâk ve kalb temizliğini elde etmiş ve aslî vatanına, ahirete sevgi beslemiş olur</p>
<p>(Ramazanoğlu Mahmud Sâmi Bakara Sûresi Tefsiri, s. 183-186)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/02/12/onlarin-dinine-uymadikca/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gücün Kadar Sadaka</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/02/05/gucun-kadar-sadaka/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/02/05/gucun-kadar-sadaka/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Feb 2012 07:39:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=540</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ buyuruyor: &#8220;Fisebîlillâh emvâlini sadaka ve infak eden kimselerin sadakalarının sıfatı şu dânenin sıfatı gibidir ki; o dâne yere düşer, ondan yedi başak biter ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Allah Teâlâ buyuruyor: </em></p>
<p><em>&#8220;Fisebîlillâh emvâlini sadaka ve infak eden kimselerin sadakalarının sıfatı şu dânenin sıfatı gibidir ki; o dâne yere düşer, ondan yedi başak biter ve her bir başakda yüz dâne olmak üzere yediyüz dâne hâsıl olur. Ve Allah Teâlâ dilediği kulunun amelini kat kat fazla verir. Zirâ Allah&#8217;ın kullarına lutf u ihsânı boldur ve ihlâs ile sadaka verenlerin sadakalarını ve hallerini bilir.&#8221; </em></p>
<p><em>&#8220;O kimseler ki onlar mallarını fisebîlillâh infâk ederler; sonra infâk ettikleri sadakalarına başa kakma ve ezâ gibi şeyleri tâbi&#8217; kılmazlar. Onlar için Rabbleri indinde mahfûz sevâb vardır. Binâenaleyh onlar üzerine korku yoktur ve onlar mahzûn da olmazlar,&#8221; (Bakara sûresi; 261 &#8211; 262) buyuruluyor. </em></p>
<p>Bu âyet-i celiledeki infâk; cihâda ve cihâdın gayri cemi&#8217; hayrâta ve muhacirine yardım etmeğe de şâmildir. Yapılan infak, ihsan, yardım; ihlâs ile rızâ-i ilâhiye mukârin olduğu takdirde bire yediyüz misli ve hatta daha fazla mükâfat ihsân buyuracağını Cenâb-ı Hak beyân ile insanları fisebîlillah infâka terğib buyuruyor. Şu kadar ki, infak ettiği kimselere başa kakmak, &#8220;sana şunu vermedim mi?&#8221; veyahud &#8220;ticâretle meşgul olsanız, çalışsanız olmaz mı?&#8221; gibi incitecek sözlerden sakınmak lâzımdır. Nitekim diğer âyet-i celîlede:</p>
<p>&#8220;Ey imân edenler, sadakalarınızı -malını insanlara gösteriş için harcayan, Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanmayan bir kimse gibi- başa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyin.&#8221; (Bakara sûresi: 264) buyurulmaktadır.</p>
<p>Yine bir başka âyet-i celîlede:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ın kendi fazlından ihsan buyurduğu emvalde cimrilik edenler, düşkünlere muâvenetten kaçan bahiller, kendileri için hayır zannetmesinler. Belki o buhl onlar için şerdir. Zirâ layık olan mahallere sarf etmekten esirgediği malı başına belâ olacaktır. Yarın mahşerde kıyamet gününde mallarılâle (toka) olarak boyunlarına takılır. Halbuki göklerin ve yerin mirâsı,Cenâb-ı Allah&#8217;ındır. Ve Allah Teâlâ sizin amellerinizi bilir.&#8221; (Al-i imran: 180) buyurulmuştur.</p>
<p>Keza:</p>
<p>&#8220;Kim cimrilik ederse ancak kendi nefsine cimrilik etmiş olur.&#8221; (Muhammed sûresi: 33) buyurulmuştur.</p>
<p>Esmâ bint-i Ebi Bekir -radıyallahu anhâ-&#8217;dan Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu dediği. Rivâyet edilmi?tir:</p>
<p>&#8220;Ey Esmâ! Kesenin ağzını boğma! Allah da sana nasîbini imsâk eder.&#8221; Bir rivâyette: Malını sayıp zabtetme Allah da sana ni&#8217;metlerini sayıp esirger. Bir rivâyette sakın çömlekde para saklama. Sonra Allah da sana senden imsak eder. Ey Esmâ gücün yettiği kadar az olsada sadaka ver, buyurmuştur. Zirâ saklamak tû&#8217;l-i emel ve buhl alâmetidir.</p>
<p>Sadakanın dünyâda ziyâdece verilmesi, sadaka veren kimsenin Allah&#8217;ın fakir kullarına yardım etmesi, Cenâb-ı Hakk&#8217;ın da kendisine yardımına sebep olur. Zira hergün bir meleğin:</p>
<p>&#8220;Allah&#8217;ım her infâk sâhibine infakına mukabil halefini kolay kıl, her pintiye de telefi kolaylaştır!&#8221; duasıyla nidâ ettiğini Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz beyan buyurmuştur.</p>
<p>Sadakanın âhirette ecrinin çokluğuna delil ise &#8220;bire, yediyüz&#8221; hasene verebileceğini beyan buyuran yukardaki âyet-i kerimedir. Bu âyet, sadakanın âhirette faydasını beyâna kâfidir.</p>
<p>Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlardır ki:</p>
<p>* &#8220;Cenâb-ı Allah kerimdir, kerem sahiblerini sever ve âlicenâb kimseleri de sever.&#8221;</p>
<p>* &#8220;Cennet eshıyânın (cömerdlerin) hânesidir.&#8221;</p>
<p>* &#8220;Cûd ve sehâ ile mevsûf olunuz ki Cenâb-ı Allah hakkınızda cömerdlikle muâmele buyursun.&#8221;</p>
<p>* &#8220;Cenâb-ı Hak buyurmuştur ki sen infâk et! Ben de sana infâk edeyim.&#8221;</p>
<p>Abdullah bin Ca&#8217;fer -radıyallahu anh- bir gün kendi çiftliğine giderken yolu üzerinde bir bahçeye inip istirâhat eyledi. O bahçenin siyah genç bir bahçıvanı vardı. Bahçeyi beklerdi. O gencin yanına bir köpek geldi Genç, köpeği görünce köpeğe bir ekmek atıverdi. Köpek onu hemen yedi. Bir ekmek daha verdi, Onu da yedi. Üçüncü bir ekmek daha verdi köpek onu da hemen yedi. Abdullah bin Ca&#8217;fer Hazretleri o gencin haline nazar etdi ve:</p>
<p>- Sana bir günde ne kadar ekmek verirler? diye sordu. Genç de:</p>
<p>- &#8220;Şu gördüğün üç ekmekden fazla vermezler&#8221; dedi. Abdullah da:</p>
<p>- &#8220;Niçin bir günlük nafakanın hepsini kelbe verdin? Sen kendini aç koydun&#8221; dedi. Genç köle de şöyle cevap verdi:</p>
<p>- &#8220;Bu mekân köpek yeri değildir. Bildim ki bu kelb uzak yerden gelmişve çok acıkmışdır. Onu aç göndermeği revâ görmedim. Onun karnı doysun da ben bir gün aç kalır oruç tutarım&#8221;</p>
<p>Bu sözü işidince Abdullah bin Ca&#8217;fer o genç köleyi ve o beklediği bahçeyi sâhibinden satın alıp âzâd etti, bahçeyi de ona bağışladı.</p>
<p>Böylece şu hadîs-i şerîfin sırrınâ mazhar oldu.</p>
<p>&#8220;Cûd ve sehâ ile mevsûf olunuz ki Cenâb-ı Allah hakkınızda cömerdlikle muâmele buyursun&#8230; Cenâb-ı Hak buyurmuştur ki sen infâk et! Ben de sana infâk edeyim.&#8221;</p>
<p>İşte bu genç köle bir saat içinde hem kölelikden ve hem de fakirlikden kurtuldu ve hem de dünyaca zengin oldu. Âhiretce nâil olacağı mükâfât-ıebediyye ise şüphesiz daha büyüktür.</p>
<p>Hak Teâlâ Hazretleri cümlemizi rızâsı yolunda infak ile hayırlı amellere müyesser kılarak rızâ-yı ilâhisine mazhar buyursun! Âmin.</p>
<p>(Ramazanoğlu Mahmut Sâmi Musâhabe &#8211; 3 s.126 &#8211; 127, 130 &#8211; 132, 148 -150)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/02/05/gucun-kadar-sadaka/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlk Yaratılan Varlık Nuru</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2012/02/03/ilk-yaratilan-varlik-nuru/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2012/02/03/ilk-yaratilan-varlik-nuru/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 07:38:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=538</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ buyurur: &#8220;Zât-ı ulûhiyyetime yemin ederim ki sizin için Allah&#8217;ın Relûlünde iktidaya şâyân muhakkak haslet-i hamîde, ahlâk-ı hasene vardır ki; o haslet Allah&#8217;ın sevâbını ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ buyurur:</p>
<p><em>&#8220;Zât-ı ulûhiyyetime yemin ederim ki sizin için Allah&#8217;ın Relûlünde iktidaya şâyân muhakkak haslet-i hamîde, ahlâk-ı hasene vardır ki; o haslet Allah&#8217;ın sevâbını ümid edip rıza-i ilahiyyeyi tahsile sa&#8217;y ile âhiret gününe iman eden ve Allah&#8217;ı çok anan (zikreden) kimseler içindir.&#8221;</em> (Ahzâb Sûresi/21)</p>
<p>Çünkü Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin beşeriyyete, insaniyyete menfaat verecek sayılmaz derecede güzel hasletleri vardır.</p>
<p>Kur&#8217;an-ı azimü&#8217;ş-şan&#8217;da:</p>
<p><em>&#8220;Hiç şüphesiz en büyük bir ahlâk üzerindesin.&#8221;</em> (Kelam Sûresi/4) fırka-i cemîlesiyle Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri sevgili Habibinin yüksek ahlâkını medh buyurmuştur.</p>
<p>Ümmetine şefâyt ve re&#8217;fet ve merhameti hakkında ve tevazu&#8217; ve ahlâk-ı peygamberi hakkında Kur&#8217;an-ı hakimde medh ve vasıfları beyan buyurulduğu gibi hadis-i şerif şerhlerinde ve pek çok te&#8217;lif edilmiş eserlerde dahi fazâili beyân edilmiştir.</p>
<p>Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:</p>
<p><em>&#8220;Ben ancak mekârim-i ahlâkı, insanlık faziletini tamamlamak için gönderildim.&#8221; </em>buyurulmuştur. (Ahmed İbni Hanbel)</p>
<p>Başka bir hadisinde de:</p>
<p><em>&#8220;Beni medh ü senâda Meryem&#8217;in oğlu İsâ -aleyhisselâm- hakkında mübalağa edildiği gibi haddi aşmayın. Ben ancak bir kulum. O halde bana sadece Allah&#8217;ın kulu ve peygamberi deyiniz,&#8221; </em>diye buyurmuştur. (Buhârî, c. 2 s. 17)</p>
<p><strong>Hz. Âişe</strong>-radıyallahu anhâ-ya Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-&#8217;in ahlâkı soruldukda:</p>
<p><em>&#8220;Onun ahlâkı Kur&#8217;ân idi,&#8221;</em> demiştir. (Buharî)</p>
<p>Keza:</p>
<p><em>&#8220;Yâ Rabbi! Kime ezâ ettimse o ezâmı o kimseye vesile-i ıslâh ve rahmet kıl,&#8221;</em> buyurmuştur. Bu hadis-i şerif ümmetine ta&#8217;limdir. Yoksa Resûl-i Ekrem Efendimiz hiç bir ümmetine asla ezâ etmiş değildir. (Buharî)</p>
<p>Yine:</p>
<p><em>&#8220;Ya Rabbi! Ben bir insanım. Her insan gibi benim de hoş vaktim ve gazablandığım zaman olabilir. Ümmetimden herhangi bir kişiye lâyık olmadığı bir sözle eğer hitab eder isem o sözümü o mü&#8217;min için günahında mağfirete ve sana yakınlığa vesile kıl da kıyamet gününde bu vesile ile divân-ı ilâhiyyene o kimse yaklaşsın.&#8221;</em> buyurulmuşlardır ki bu hadîs-i sahih de mümmetine bir nümûne-i imtisâl ve ahlâk-ı haseneyi ümmetine ta&#8217;limdir.</p>
<p>Bir hadis-i şeriflerinde de:</p>
<p><em>&#8220;Kim bana itaat ederse hakîkatte Allah&#8217;a itaat etmiş olur. Kim de bana isyan ederse şüphesiz Allah&#8217;a âsi olmuş olur.&#8221;</em> (Buhari, Müslim)</p>
<p><em>&#8220;Hiçbir kimse ben kendisine babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli oluncaya kadar gerçek iman etmiş olmaz.&#8221; </em>(Buhari, Müslim)</p>
<p><strong>İmam-ı Abdü&#8217;r-Rezzak</strong>-rahmetullahi aleyh-&#8217;in rivâyetinde Câbir bin Abdillah el-Ensârî -radıyallahu anh- buyurmuştur ki:</p>
<p>-Yâ Resûlullah! Anam babam sana fedâ olsun. Allah Teâlâ Hazretlerinin cümle eşyadan evvel halk ettiği ne nesnedir? dedim.</p>
<p>Buyurdu ki:</p>
<p>&#8220;Yâ Câbir! Tahkikan allah tebareke ve teala Hazretleri cemi eşyadan evvel senin Peygamberinin nurunu kendi nurundan yaratdı. Dahi şöyle eyledi ki; O nur Allah Teâlâ&#8217;nın kudretiyle dilediği yerlerde devredip gezerdi. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne gök, ne yer, ne güneş ne ay, ne cin, ne de ins vardı. Hâsılı mahlûkattan bir nesne yaratılmamışdı.</p>
<p><strong>Hazret-i Ömer</strong>-radıyallahu anh-&#8217;den mervidir ki: Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu:</p>
<p>&#8220;Âdem -aleyhi&#8217;s-salâtü ve&#8217;s-selâm hayatı işleyip günahâr olduğu zamanda;</p>
<p>-Ya Rabb Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkı için beni mağfiret eyle, dedi. Hak Teâlâ:</p>
<p>-Yâ Âdem sen Muhammed&#8217;i nice bildin ki ben onu henüz halk etmedim! diye buyurdu. Âdem -aleyh&#8217;s-/salatü ve&#8217;s-selam dedi:</p>
<p>-Oradan bildim ki sen beni yed-i kudretinle halk edip bana ruh nefhettiğin zamanda başımı kaldırıp arş üzerinde:</p>
<p>&#8220;Lâ ilâhe illallah Muhammeden Rasûlullah&#8221; yazılmış gördüm. Bildim ki sen ism-i şerifini ancak sana cemi&#8217; halkın en sevgilisi olan bir kimsenin ismine muzaf eylersin, dedi. Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri:</p>
<p><em>-Yâ Âdem! Doğru söyledin. o bana halkın en sevgilisidir. Madem ki O&#8217;nun hürmetine benden mağfiret istedin, muhakka ben seni afv eyledim. Eğer Muhammed </em>-sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- <em>olmasaydı, seni halk etmezdim </em>buyurdu.</p>
<p>(Mahmud Sâmi Ramazanoğlu &#8211; 4 s. 7, 13, 14, 55, 56)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2012/02/03/ilk-yaratilan-varlik-nuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birr&#8217;ü İhsan ve İnfak</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2011/12/28/birru-ihsan-ve-infak/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2011/12/28/birru-ihsan-ve-infak/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 09:29:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[İslâmiyet; insâniyet âlemine huzur ve sükûn teminine ve ferdler ve cemaatler arasında «muhabbet, şefkat, merhamet» esaslarının tesbitine son derece harîs olduğu içindir ki; müslümanlara sadece ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İslâmiyet; insâniyet âlemine huzur ve sükûn teminine ve ferdler ve cemaatler arasında «muhabbet, şefkat, merhamet» esaslarının tesbitine son derece harîs olduğu içindir ki; müslümanlara sadece zekât farîzalarını icbâr ile iktifâ etmiyor. Muhtelif suretlerde tecelli ederek başka isimlerle anıldığı halde gâye ve mâhiyetleri bir olan çeşitli yardımlaşmaların hepsine teşvik ediyor.</p>
<p>Âlem-i beşeriyet için en müdhiş husran ve mahrûmiyet ocakları olan ihtiras, tamâ, buhl gibi çok fenâ huylara alışmaktan İslâmiyet şiddetle nefret eder. Semâhate, kereme, şefkate doğru teşvîk eder. Ve buna sadaka, hak, zekât, birr ü ihsan, sıla mâun gibi türlü türlü isimler verir. Çünkü isimlerin ve tarzların değişmesiyle buhle mâil olan nefisler biraz daha kolay râzı edilir. İhsana varmayan sıkı eller biraz daha çabuk açılır.</p>
<p>Sonra İslâmiyet birr ü ihsânın sarf cihetini yalnız fukarâ ile bîçarelere hasretmiyor, çok şumullü, çok umûmi tutuyor.</p>
<p>Evet fukarâ ile bîçârelere ihsânı nasıl teşvîk ediyorsa yetimlere, dullara, yolda kalmışlara, kölelere, câriyelere bezl-i muâvenet (yardım) etmeyi, de öylece emrediyor.</p>
<p>Kezâlik anaya, babaya, akrabaya, uzaktaki, yakındaki komşulara, yol arkadaşına iyiliğe -velevki muhtâç olmasınlar- şiddetle emir ediyor. Maksat insanlar arasındaki muhabbet, merhamet râbıtalarını kuvvetlendirmek, ruhları birbirine ısındırmak suretiyle yabancılığın ortadan kalkması, münâferet ve ihtilâf hislerinin kalblere yol bulmamasıdır.</p>
<p>Şüphe yoktur ki, birr ü ihsan, rıfk ile muâmele muzır temayülleri fena fikirleri def&#8217; edecek en büyük kuvvetlerdir.</p>
<p>Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:</p>
<p>«Akrabalarına, biçârelere, yolda kalmışlara, sende hakları olan iyiliği edâ et ve malını isrâf ile dağıtma!..» (İsrâ Sûresi; 26)</p>
<p>«Neyi ve kime infak edeceklerini sana soruyorlar, onlara de ki: hayıra dair ne infâk ederseniz ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, biçârelere, yolda kalmışlara verin. Hayır namıyle ne işlerseniz Allah onu bilir.» (Bakara Sûresi; 215)</p>
<p>«Yâhud açlık gününde akrabadan bir yetim yahud yerde sürünen bir biçâreyi doyurmak ve imân edip de birbirine sabır ile, merhametle tavsiyede bulunanlardan olmak işte sağ tarafa geçecek olanlar bunları yapanlardır.» (Beled Sûresi; 14-18)</p>
<p>İslâmı sâir dinlerden ayıran cihetlerden biri de fukarâ ve bîçâreler hakkında muâveneti muhtelif nevilerle ayırmasıdır.</p>
<p>Bunların bir kısmı vâcibdir ki, terki haramdır. Bir kısmı şerîatin rağbet ettiği şeylerdendir ki yapanlar ecir alır. Bir kısmı da ukûbettir ki şeriâtın tâ&#8217;yin ettiği ahvalde müslümanlar üzerine edâsı farzdır.</p>
<p>Hâlik-ı Hakîm, beşer rûhunun güzel şeylere karşı bahil (cimri) kıymetsiz şeyler için semîh (cömerd) bir fıtratda olduğunu pek iyi biliyordu. Bunun için durmayıp âyet üstüne âyet indiriyor. Harîs ve mâ&#8217;lul ruhları yola getirmek maksadıyle ehl-i tevhîde vasiyette bulunuyordu. Ellerindeki malın en kıymetlileri üzerinde fukarânın, bîçâregânın, dulların, öksüzlerin, babaların, akrabanın&#8230; evet hepsinin muayyen bir hakkı olduğunu hatırlarına getiriyordu.</p>
<p>Cenâb-ı Allah, rezzakdır. Erbab-ı servetin nesi varsa erbab-ı istihkaka noksansız olarak tevzi&#8217; edilmek üzere kendilerine ilâhî hazineden verilmiş emânetten başka bir şey değildir,» diyordu.</p>
<p>Ayet-i Celilelerde de şöyle buyuruluyor:</p>
<p>«Hangi şeyi infak ederseniz yerine Allah başkasını verir, O rezzakların en hayırlısıdır.» (Sebe Sûresi; 39)</p>
<p>«İnfâk edin ki hakkınızda hayırlı olsun, kim nefsinin hırsından, azâde kalırsa, işte felâh bulacak onlardır.» (Teğabûn Sûresi;16)</p>
<p>«Allah&#8217;ın sizleri vekil edip üzerinde tasarruf ettirdiği mallarınızdan infakda bulunun, şüphe yoktur ki içinizden îmân ve infak edenler için büyük ecir vardır.» (Hadlid Sûresi; 7)</p>
<p>«Sonra ümmetin içinde öyleleri var ki, Allah&#8217;a ve âhiret gününe inanır ve infâk ettiği şeyleri Allah&#8217;a yaklaşmak ve Resûlullah&#8217;ın şefaatine mazhar olmak için vesile bilir. Şüphesiz o sadakalar kendileri için yakınlaşmak vesilesidir. Allah onları rahmete dâhil edecektir. Allah Gafûr&#8217;dur. Rahim&#8217;dir.» (Tevbe Sûresi: 99)</p>
<p>İşte farz olan bu malî ibâdet sâyesinde İslâm, fukarâyı, bîçâreleri, yetimleri, dulları, yolda kalmışları servet sâhiplerinin malından ehemmiyetli bir surette ve tam hakkâniyet ve tevâzün üzere hissedar ediyor.</p>
<p>Hulâsa, İslâmın birr ü ihsan fazlı, insan zümreleri arasında vücudu, yaradılış kanunu îcâbından olan servet fırkalarının körüklediği kin, hased ve ihtiras ateşlerinden sîneleri kurtarmak içindir.</p>
<p>Bir uzva isâbet eden âfet bütün âza-yı bedende harâretler, ıztırablar tevlîd eder ki tedâvisine koşmak dinî bir vecibedir.</p>
<p>Hadis-i Şerifte:</p>
<p>«Nefsiniz için istediğiniz bir hayrı, diğer insanlar için de istemedikçe, tam mü&#8217;min olamazsınız&#8230;» buyurulmaktadır.</p>
<p>(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî Musahabe &#8211; 2 s. 149, 154, 157, 159, 164.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2011/12/28/birru-ihsan-ve-infak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Namaz Islâh Eder</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2011/12/25/namaz-islah-eder/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2011/12/25/namaz-islah-eder/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 09:28:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=534</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ buyuruyor: «Habibim! Kitabdan sana vahy olunan âyetleri sen ümmetine tilâvetle delâlet ettiği ahkâmı tebliğ et ve namazı vaktinde edâ et. Zirâ namaz fenâ ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ buyuruyor:</p>
<p><strong>«Habibim! Kitabdan sana vahy olunan âyetleri sen ümmetine tilâvetle delâlet ettiği ahkâmı tebliğ et ve namazı vaktinde edâ et. Zirâ namaz fenâ şeylerden, münkiratdan seni nehyeder. Zâtıma yemin ederim ki Allah’ın zikri her şeyden büyükdür. Ve Allah Teâlâ sizin cümle ef’alinizi bilir.»</strong> (Ankebût, /45)</p>
<p>Namaz mü’minleri fuhşiyatdan, münkiratdan nasıl nehyeder?</p>
<p><strong>Fahr-i Râzi’</strong>nin beyanına nazaran, huzûr-ı kalble Hak Teâlâ Hazretlerinin emrini yerine getirmek ve rızâsını tahsil etmek için namaz kılan kimseye hidâyet ve tevfik-ı ilâhî erişerek nefis ve şeytan gibi iki düşmanın teşvik ve tahrikine kapılmayarak fenâ şeylerden masun ve mahfuz kalır.</p>
<p>Bir de namaz, mü’minin en güzel takva libâsı olduğundan günde beş kere bu libas ile tezeyyün eden bir kimse necâset kabilinden olan fuhşiyyatı kendine münasib görmez. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın beytine, mescide girip «ALLAH» derken dışarı çıkıp da «Hay huy» demenin kendine lâyık olmadığını tefekkür ve idrâk eder. Nitekim makbûl namaz kılmağa devam eden kimselerin halleri salâha yüz tutacağı inkârı gayr-i kabil bir hakikattir.</p>
<p>Ezcümle namaza devam eden kimseyi sonunda kılmış olduğu namazı menhiyyâtdan men’edeceğine dâir -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimizden şu hadîs-i şerif rivâyet edilmişdir;</p>
<p>Ensârdan bir delikanlı beş vakit namazı Resûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- ile berâber kıldığı halde menhiyyata dahi musırr olduğu haber verildiğinde Resûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem-: <em>«Yakında onu namaz fuhşiyyatdan nehyeder»</em> buyurmuşlar ve çok geçmeksizin o delikanlı tâib ve müstağfir olmuştur.</p>
<p>Şu halde namaza devam eden kimseyi namaz elbette islâh eder.</p>
<p>Eğer bir kimse namaza devam ettiği halde ıslâh-ı nefs edememiş ise o kimsenin kılmakda olduğu namaz ındellah şâyân-ı kabul olamıyor demektir. Nitekim -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- buyurmuşlardır ki;</p>
<p><em>«Bir kimsenin kıldığı namaz kendisini menhiyyâtdan men’ etmezse o kimse için Cenâb-ı Allah’ın rahmetinden uzaklaşmasından başka bir fâide vermez.»</em>(Câmiussağîr)</p>
<p>Binaenaleyh namazda huzura, ta’dil-i erkâna, taharete, âdâba ve sair erkân-ı salâta riâyet ve dikkat etmekliğimiz lâzımdır.</p>
<p>– Sallallahu Teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:</p>
<p><em>* «Her şeyin bir alâmeti vardır. İmanın alâmeti ise namazdır.» </em>(Menâvî)<em> </em></p>
<p><em>* «İnsan ile küfür arasında yalnız terk-i salât vardır. Yani, namazı terk etmek insanı küfre yaklaşdırır.»</em>(Menâvî)</p>
<p>* * *</p>
<p><strong>Ebû Hüreyre</strong> -radıyallahu anh-’den rivâyet edildiğine göre: Bir adam mescide gelib rukû ve secdelerinde ta’dîl-i erkâna riâyet etmeden bir namaz kıldı, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi selâm verdi ve Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:</p>
<p><em>«Git tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmadın»</em> buyurdu. Adam gidip tekar kıldı, Resûlullah ta’dîl-i erkâna riâyet edinceye kadar, onu üç def’a geri çevirdi.</p>
<p><strong>İmam Ebû Yûsuf’</strong>a göre ta’dil-i erkân farzdır. <strong>İmam-ı Â’zam’</strong>a göre vâcibdir. Ta’dil-i erkânına riâyet edilmemiş namazın iâdesi lâzım gelir.</p>
<p>Yine Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivâyet olunduğuna göre:</p>
<p><em>«Hırsızların en kötüsü namazdan çalandır.» Yani rukûunu, sücûdunu tamam yapmayarak çalandır</em>diye buyurmuşlardır.</p>
<p><strong>Hazret-i Ali</strong> -radıyallahu anh- buyurmuşdur:</p>
<p>Huşû’ olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmadan tutulan orucda, tertile riâyet edilmeden yapılan kırâetde, günahlardan sakındırmayan amelde, sehâvet bulunmayan malda, sıkı bağlılık bulunmayan uhuvvetde, ihlâs olmayan duâda hayır yokdur. ¸</p>
<p><strong><em>(Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Musâhabe-3, s.85-90)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2011/12/25/namaz-islah-eder/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sabır Kalb İşidir</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2011/12/20/sabir-kalb-isidir/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2011/12/20/sabir-kalb-isidir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2011 09:27:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=532</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: &#8220;Ey îman edenler, sabırla ve namazla Allah&#8217;dan yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah sabredenlerle berâberdir.&#8221; (Bakara sûresi: 153) Hadis-i şerîfde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:</p>
<p><em>&#8220;Ey îman edenler, sabırla ve namazla Allah&#8217;dan yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah sabredenlerle berâberdir.&#8221; </em>(Bakara sûresi: 153)</p>
<p>Hadis-i şerîfde buyrulmuşdur ki: Başına bir musibet gelen kul:</p>
<p><strong>&#8220;Biz Allah&#8217;a âidiz ve O&#8217;na dönücüleriz&#8221; </strong><em>&#8220;Allah&#8217;ım uğradığım bir musîbete mukabil ecrimi Sen ver ve kaybetdiğimden daha hayırlısını ihsan eyle!&#8221; derse Allah o musibete mukabil ecrini verir ve kaybetdiğinden daha hayırlısını ihsân eder.&#8221; </em></p>
<p><strong>Said bin Cübeyr</strong> demişdir ki: Uğradığı musibetlere mukabil şu ümmetin nâil kılındığı ecre hiç bir ümmet nâil kılınmamışdır. Yâni musîbetden sonra <strong>&#8220;Biz Allah&#8217;a aidiz ve O&#8217;na dönücüleriz&#8221;</strong> demek bu ümmete verilmişdir.</p>
<p>Sabır, dil ile ta&#8217;ziye ve sabretdim demek değildir. Sabır kalb işidir. Allah&#8217;ın o işdeki lutuf ve hikmetini anlamağa çalışmak, onun kaza ve kaderine gönülden râm olmakdır. Kul, Allah&#8217;ın sâhib olduğu mülküne dâhildir. Kul, nasıl olur da mâlikiyle münâzaa, münâkaşa eder ve kazasına râzı olmaz?</p>
<p>Büyükler demişlerdir ki: Kul, Allah&#8217;dan gelen bir musibete sabretmekle mükellefdir ve bu sabırdan ecir alır. Çünkü Allah&#8217;dan gelen bir şey ancak O&#8217;nun adl ü hikmetinin muktezâsıdır. Mü&#8217;min Allah&#8217;ın ancak hakkı kazâ edeceğine îman ederek kazâya râzı olur. Fakat başa gelen musîbet zorba kimseler tarafından açıkca zulmedilmek maksadı ile gelmişse ona sabırla mükellef bulunmayıp mukabele etmeli, zulmü def&#8217; etmeğe, hakkını da te&#8217;min etmeğe çalışmalıdır. Bu hususda öldürülürse şehid olur. Ayrıca bilinmelidir ki gelen her belâ insandaki bir şeyi temizler.</p>
<p>Peygamberimiz buyurmuştur ki:</p>
<p>- &#8220;Bana yapılan ezâ hiç bir nebîye yapılmadı.&#8221;</p>
<p>Peygâmber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sabrı bir rivâyete göre îmânın yarısı, ve bir rivayete göre de &#8220;îmân&#8221; olmak üzere tâ&#8217;rif buyurmuşlardır.</p>
<p>İsâ -aleyhisselâm- <em>&#8220;Hoşlanmadığınıza sabır etmedikçe hoşlandığınızı ele geçiremezsiniz&#8221; </em>buyurduğunu İmam-ı Gazalî <em>&#8220;Kitabü&#8217;l-erbaîn&#8221;</em>de yazıyor.</p>
<p><strong>İmam-ı Gazalî</strong> de sabır hakkında şöyle söylüyor:</p>
<p>&#8220;Sabır ihtiyacı, bütün ahvâlde görülür. İnsan, işine gelen şeyler için de sabıra muhtacdır, gelmeyenler için de&#8230; Meselâ sıhhat, selâmet, servet, ikbal, mansıb gibi kavim ve kabîlesi çok olmak gibi hoşa giden cihetlerde insan sabra çok muhtacdır. Çünkü bu şerait içinde kendisini zabt edemiyecek olursa azar. Naz ü naîme gömülmekden, hevesat arkasında koşmakdan mebdeini de unutur meâdını da. Bu sebebdendir ki <em>&#8220;belâya her mü&#8217;min sabır edebilir, ni&#8217;mete ise ancak sâdıklar sabr eder,&#8221;</em> demişlerdir. Nî&#8217;met ve refah içindeki sabrın mânâsı bunların hiç birine güvenmemek, hepsinin emânet olduğunu bilmek, gaflete nâz ü nî&#8217;mete dalmamak, Cenâb-ı Allah&#8217;ın lûtfuna şükürden geri durmamaktır.</p>
<p>Sonra namaz, oruç, zekât gibi şerîat tekliflerine tahammül de sabır cümlesindendir. Çünkü ne kadar kolay olsa yine teklîf ve icbâr suretindeki şeylerden nefis nefret eder.</p>
<p>Günahlara karşı durmak da sabır sayılır. Zirâ nefsi fesad verici heveslerden alıkoymak, hele itiyad etmiş ise büyük cihâda muhtacdır.</p>
<p>Evet insan böyle bir halde iki kuvvete karşı müdafaaya mecburdur. Arzu ve i&#8217;tiyâd.</p>
<p>Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem, Efendimiz:</p>
<p><em>&#8220;Mücahid; hevesatına karşı cihad açan, muhacir de kötülüğü terk edip kaçandır.&#8221; </em>buyuruyor.</p>
<p>İslâm; sabrın şu saydığımız aksâmına nasıl teşvîk ediyorsa, yârânın ölümü, hastalık, malın zıyâı, âzâ-yı bedenden birinin musibete uğraması gibi felâketlere &#8220;Sabır&#8221;ı da aynıyle tavsiye ediyor.</p>
<p><strong>Gazâlî</strong> diyor ki:</p>
<p>&#8220;Belâya sabır makâmatın en yükseğidir.&#8221;</p>
<p>Hadîs-i Kudsî&#8217;de:</p>
<p><em>&#8220;Kullarımdan bir kuluma bedeni yahud malı, yahud evlâdı yüzünden bir musibet verirsem o da buna sabr-ı cemîl ile mukâbelede bulunursa kıyâmet günü kendisi için mizan dikmekden yahud defter-i âmalini açmakdan hayâ ederim!&#8221; </em>buyurulmuştur.</p>
<p>Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurmuşlar:</p>
<p>&#8220;Sabredin, genişliği beklemek ibâdettir. Eleminden şikâyet etmemek, musîbetini anmamak Allahu Zü&#8217;-celâli tâ&#8217;zimden ve onun hakkını bilmekden ileri gelir.&#8221;</p>
<p>Bir nevi sabır daha vardır ki o da başkalarının dilinden yahud elinden gelecek ezâya tahammüldür. Yalnız dîn-i İslâm bu hususda İsâ -aleyhisselâm- dîninin bugün tutulmayan mesleğini tutuyor. Ezâ gören adama o gördüğü tecâvüze mukabil ve lâyık olan cezayı tatbik hakkını veriyor. Hem bunu tabîi hukuk addediyor. Bununla beraber müslümanlık afv ile safh ile muâmele etmeyi, mücâzât hakından vazgeçmeyi, hattâ kötülük edenlere iyilikde bulunmayı da tavsıye eder. Şu halde hakkını isteyen tamâmiyle haklıdır. Mücrimin tecziyesinden vaz geçen afvı sever adamdır, sabırlıdır. Kötülüğe iyilikle mukâbelede bulunan ise kerimdir, muhsindir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2011/12/20/sabir-kalb-isidir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Afv ve Musâmaha</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2011/11/30/afv-ve-musamaha/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2011/11/30/afv-ve-musamaha/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Nov 2011 11:24:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[M. Sami Ramazanoğlu (ks) Eserlerinden]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=523</guid>
		<description><![CDATA[Allah Teâlâ buyuruyor: “Ya Ekreme’r-rusûl halk ile afv ve mülâyemete yapış; aklen ve şer’an iyi olan şeyleri emret! Delil kabûl etmeyen musırr cahillerden yüz çevir, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah Teâlâ buyuruyor:</p>
<p><em>“Ya Ekreme’r-rusûl halk ile afv ve mülâyemete yapış; aklen ve şer’an iyi olan şeyleri emret! Delil kabûl etmeyen musırr cahillerden yüz çevir, mücâdele etme!”</em>(Âraf Sûresi 199)yahut «Habîbim, halkın kusûrlarını affet! Ma’ruf ile emret! Kendini bilmez câhillerden yüz çevir.» şeklinde tefsir edilmiştir.</p>
<p><em>Ma’rûf</em>Cenâb-ı Allah’ın vahiyle iyiliğini haber verip beyân buyurduğu şeydir. Bu âyet-i celîlede Cenâb-ı Hakk kularına üç şeyi emrediyor:</p>
<p>1- Halk ile münasebet ve muâmelede afva sarılıp insanların kusurlarını bağışlamayı âdet ve huy edinmek.</p>
<p>2- Allah Teâlâ’nın emirlerini halka nasihatla duyurmak, münker ve fenâ şeylerden sakındırmakla hayırhah olmak,</p>
<p>3- Söz dinlemez, delîle kanaat etmez, muannid ve küfründe ısrarlı olan kimselerden uzak durmak; yüz çevirmek, Ebû Cehil ve etbâı gibi.</p>
<p>Bu âyet-i celîlede her ne kadar Rasûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem-’e hitab buyurulmuşsa da hakikatte hitâb umûm müminleredir. Binaenaleyh biz müminlerin de mümin kardeşlerimizin kusûrlarına bakmayarak onlara afv ile muamele etmemiz lâzımdır.</p>
<p><strong>Beyzâvi </strong>ve <strong>Hâzin</strong>’in beyânları vechile bu âyet-i celîle mekârim-i ahlâkı cem’etmiştir.</p>
<p><strong>Câfer-i Sâdık </strong>Hazretleri «Kur’an-ı Azîmü’ş-şan’da bu âyet-i celîleden ziyâde mekârim-i ahlâkı, cem’eden bir âyet yoktur,»demiştir.</p>
<p><strong>Sahih-i Buhâri’</strong>de Abdullah bin Zübeyr -radıyallahu anh-’ın rivâyetine göre <em>«Allah Teâlâ, Peygamber’ine insanların ahlâkından affa sarılmasını emretti.»</em>demiştir.</p>
<p><strong>Fahr-i Râzi</strong>’nin beyanına nazaran bu âyet-i celîle nâzıl olduğunda Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrail -aleyhisselâm’dan bu ayetin ahkâmını izâh etmesini istemiş, Cibril-i Emin de:</p>
<p><em>– Yâ Rasûlallah, Rabbin teâlâ senden sıla-i rahmi kat’edene sıla etmekle, seni mahrûm edene atıyye ihsân etmekle, sana kötülük edene iyilik etmekle emrediyor,</em>demiştir. İşte İslâmiyette ve beşeriyyette en yüksek ahlâk budur.</p>
<p><strong>Fahr-i Râzî, Fethûl-beyân</strong> ve <strong>Hâzîn</strong>’in beyânlarına nazaran bu âyet-i celîle nâzil olunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in,</p>
<p>– <strong>Gadabımızı ne yaparız yâ Rabbi!</strong> demesi üzerine gadap halinde şeytanın vesvese fitnesini izâle yolunu göstermek üzere şu âyet-i celîle nâzil olmuştur:</p>
<p><em>“Habibim, eğer sana şeytandan bir vesvese ârız olursa o vesveseyi def’ etmek için Allah Teâlâ’ya iltica et! Zira Allah Teâlâ senin duanı işitici, hâlini bilicidir.”</em> (Fussilet Sûresi 36)Binaenaleyh biz mü’minler şeytanın vesvesesine dûçâr olduğumuzda derhâl Allah Teâlâ Hazretlerine iltica ve ondan istiaze etmemiz vâciptir. Çünkü her ne kadar bu istiaze emri Rasûlulah -sallallahu aleyhi ve sellem&#8217;e ise de hakîkatte bil-umûm tâlim ve terbiye için emirdir.</p>
<p>` ` `</p>
<p>Musâ -aleyhisselâm-:</p>
<p>«Yâ Rabbi, senin ind-i ulûhiyetinde en aziz kulun kimdir? diye sorduğunda Cenâb-ı Hakk:</p>
<p>– Kendisine ezâ edenin cezasını vermeğe kudreti olduğu halde afveyleyendir, buyurdu.</p>
<p>İntikama kadir olduğu halde kendisine zulmedeni afveyleyen kimseyi Cenâb-ı Allah yevm-i kıyâmette afveder.</p>
<p>– Ümmetimin güzideleri gadap halinde nefislerine mağlûp ve esir olup fenâlık yapmayan hür kimselerdir. Onlar Allah rızası için öfkelerinden rücü ederler. İşte bunlar bahtiyar ümmettir.</p>
<p>Sirke balı ifsâd ettiği gibi gadap da imanı ifsad eder; lütuf, şefkat, merhamet, hilim, afv gibi evsâf-ı cemileyi izâle eder.</p>
<p><em>Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Musâhabe-6, s. 99-106)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2011/11/30/afv-ve-musamaha/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Van Depreminde Evsiz Kalan Aileler&#8230;</title>
		<link>http://www.samiefendi.org/2011/11/29/van-depreminde-evsiz-kalan-aileler/</link>
		<comments>http://www.samiefendi.org/2011/11/29/van-depreminde-evsiz-kalan-aileler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Nov 2011 12:27:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>vakif</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.samiefendi.org/?p=527</guid>
		<description><![CDATA[Sami Efendi Vakfı ve Rahmeteli Derneği ile yapmış olduğu müşterek çalışmalar sonucunda Van depreminde evsiz kalan aileleri Ankara’da iskan ederek ev ve ev eşyalarını temin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p id="yui_3_2_0_1_1322568041890322">
<p><span id="yui_3_2_0_1_1322568041890320" style="font-size: small;">Sami Efendi Vakfı ve Rahmeteli Derneği ile yapmış olduğu müşterek çalışmalar sonucunda Van depreminde evsiz kalan aileleri Ankara’da iskan ederek ev ve ev eşyalarını temin etmeye devam etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Şimdilik 27 evde 100’e yakın kimseyi barındırıp iaşelerini temin etmektedir. Ayrıca ailelerin evlerinin eşyası da temin edilmiş ve giyecek yardımında da bulunulmuştur.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Gelen ailelerin devam etmesi durumunda bu ailelerinde iskanı ile iaşelerinin sağlanacağı giyecekleri temin edilecektir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Tamamen duyarlı vatandaşlarımızın ilgi ve yardımlarıyla gerçekleştirilen yardım kampanyamıza katılımın artarak devam etmesini arzuluyoruz. Katılım için Vakfımız ve Rahmeteli Gıda Bankası Derneğine müracaatınız bekleniyor.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.samiefendi.org/2011/11/29/van-depreminde-evsiz-kalan-aileler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

